DOLAR
45,5976
EURO
52,9303
ALTIN
6.590,59
BIST
13.994,24
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Yağmurlu
20°C
Mersin
20°C
Yağmurlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
22°C
Cuma Hafif Yağmurlu
24°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
23°C
Pazar Yağmurlu
22°C

KERBELA’DA SUSUZ KALMAK

Kerbela’da yaşanan katliam tarihe geçti. 1400 yıldır bütün yasaklamalara rağmen hala o günkü gibi anılmaya devam ediyor. O güne kadar 9 gün tutulan oruçlar, 12 güne çıkıyor. Adına Aşır Orucu diyorlar. Azeriler, Caferiler aşura diyorlar. Ama kimisi 9 gün kimisi 12 gün oruç tutuyorlar. Bu süre içinde matemi yaşıyorlar.
Kerbela’da bir kin, öfke ile savaş var. Katliamlar. Fırat nehri kıyısında susuz kalan Ehlibeyt, yani yüce peygamberin torunları kadın, erkek, çocuk bir arada katliam yapmak. 72 kişiye karşı 3 – 4 bin asker ile savaşmaya ne denir?
Bu kerbela’da yaşanan bir olay vardır. Kahramanlar vardır. Ama Şah Abbas, Şah Hüseyin’in üvey kardeşi Şah Abbas. Her bir kardeş şehit düşer. Abbas görev ister, “susuz kalan çocuklara Fırat nehrinden su getirme” işini üstlenir. Su tuluğunu alır, yezit askerlerinin önünden suya ulaşır. Ama ona izin vermezler, önce sağ kolu kesilir, sonra sol kolu. Su tuluğu oklarla delik deşik edilir. Orada Şah Abbas şehit olur. Sonra Şah Hüseyin, Şah Abbas aynı yerde toprağa sırlanır.
İşte onun adına yazılan nefes:
Ey nefis, Hüseyin’den sonra zelil olasın
Ondan sonra olmamalı, yaşamamalısın
Hüseyin şuracıkta ölümle yüz yüzeyken
Serin suyu sen mi yudumlayacaksın?
And olsun ki bu, benim dinimde yoktur.
Sağ eli kesildiğinde:
Sağ kolumu kesseniz de vallahi
Sonsuza dek savunurum dinimi
Ve savunurum yakinen inandığım İmamı
Tertemiz ve Emin olan Peygamberin neslini
Sol kolu kesilince:
Ey nefis, korkmayasın küffardan
Müjdele beni Cabbar’ın rahmetiyle
Ve seçkin Peygamberin yanında olmakla
Hileyle sol kolumu kesti zalimler
O halde ey Rabbim, kızgın ateşe ulaştır onları
Aşır çorbaları içilirken bu nefesler sazlar ile çalınıp söylenir. Şah Hüseyin’in yanında kardeşi Abbas da anılır.
Ciğeri yanan çocuklar, onlara su getirmek isteyen baba yüreği, amca yüreği. Ülkede yanan ormanlar, ormanlarda yakılan kuşlar, gurabalar ve ağaçlar, fidanlar. Ne farkı var ki.
İşte 1400 yıl sonra bu günler, bu olaylar; ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ Silifke Şubesi’nin aşure gününde tekrar anıldı. Kazanlarda kaynayan aşure lokmaları paylaşıldı. Yezite lanet yağdırıldı. Şah Hüseyin ve Ehlibeyte sevgi selleri gönderildi.
2008 yılından bu yana Silifke’de her yıl kaynatılan aşure çorbaları paylaşıldı. Bu yıl mücadele sonunda yapılan Silifke Cemevi’nde tutulan oruçlar sonrası hazırlanan aşure çorbası gelen canlarla paylaşıldı.
Önce cem salonunda canlar cem oldular. Kerbela şehitleri, ehlibeyt saz söz ile anıldı. Yaslar tazelendi. Ağıtlar, nefesler okundu. Samahlar aşk ile dönüldü. 12 hizmet yürütüldü.
27 Temmuz Pazar günü saat 19.00’da yapılan ikinci bölümde İlçe Kaymakamı Abdullah Aslaner, Belediye Başkanı Dr. Mustafa Turgut, Emniyet Müdürü, Garnizon Komutanı, Başsavcı, Eğitim-Sen Silifke Şube Başkanı İbrahim Kuçuş , CHP Kadın Kolları Başkanı Celile Fırat İnce ve canlar katıldılar.
Yenice Sıdkı Baba Cemevi’nden Gazi Kemal UYUMAZ Dede ve hizmetliler geldiler hayırlı duası verildi, aşure lokmaları dağıtıldı. Samahlar dönüldü.
Açılışta Şube Başkanı Ümit Boyraz ve Belediye Başkanı Dr. Mustafa Turgut birer konuşma yaparak; Şah Hüseyin, Ehlibeyti andılar. Ona sevgi, minnet duygularını, onların dik duruşları, günümüze kadar gelen mücadele aşkı. Zalimlere karşı duruşlarını özetlediler.
Sanatçı Cihangir Akdemir‘in sazı sözü ile nefesler dile geldi. Canlar evlerine giderken bir kez daha Kerbela’yı anmanın huzurunu yaşadılar.
Osmanlı ne istiyordu. Tek devlet, tek din, tek mezhep. Oysa başta Anadolu’da çok inançlı, kültürlü yaşayan halk vardı. Onlar tek teba olamadılar. Cumhuriyet ile birlikte inanç özgürlüğü anlamında laik düzen görüldü. Ama uyuyan tek devlet, tek inanç, tek mezhep, yani Sünni Hanefi inancı hedefleri tekrar ortaya çıktı.
Şimdi ülkede huzur adına bir süreç yaşanıyor.
“Aleviler, Kürtlere birer cumhurbaşkanlığı yardımcılığı versek.”
Aleviler, Kürtler ve tüm ötekiler. Bunları istemiyor. Ne istiyorlar biliyor musunuz?
“Anayasada eşit yurttaşlık hakkı” işte o zaman ülkede insan sevgisi başlar, kin, öfke ve sürekli savaş yerine barış içinde yaşayan insanlar.
Önce insan, önce insan, önce insan.
Laik , demokratik Cumhuriyet. Yani Parlamenter sisteme razı olmak.
1400 yıldır katliam, zulümlerle yaşayan toplumun sevgiye barışa gereksinimi var.
Çözüm süreci 40-50 yıllık değil 14 asırlık bir dönemi kapsarsa, kökünden sorunlar çözülür.
Diyanet 1536, 1826 yıllarında yayınlanan fetvaları kaldırmalı. SİVAS, MARAŞ, ÇORUM, ORTACA katliamları bu fetva uyarınca yapıldı. Kendini halife olarak gören DİYANET İŞLERİ Başkanlığı özelleştirilip satılmalı.
Yazarın Diğer Yazıları