ÇOCUKLUĞUMDAN DA ÖTE…
ÇUKURBAĞ KÖYÜNÜN SAKLI CENNETİ
Akaryakıta durmadan gelen zam, bütün “doğa gruplarının” büyük sorunu…
Doğa grubuyuz, direniyoruz…
Yönümüz Zeyker Yaylası, bizim yörenin ve bizim kuşağın Mut yaya/eşek yolu, Çukurbağ Çağlayanı, Solak Değirmen ve Çukurbağ köyü. Yol göstericilerimiz; Burak Elbeyli, Ersan Can ve Abdurrahman Çınar.
Ne yazık ki çocukluğumun bu yaya/eşek yollarından eser kalmamış. Bahçe yapma hırsı çocukluğumu/çocukluğumuzu silip süpürüp gitmiş. Doğa da boş durmamış tabi; yağmuruyla, seliyle, yeliyle kendisini durmadan yenilemiş, insana meydan okumuş. Kimi yerlerde görünüş o ki, insanın gücü yıkılmış ya da sırtarmış kalmış, yerine yeniden doğanın gücü fışkırmış.
Dereyurt deresinden gelen tarihi taş köprünün bir ayağı tümüyle yıkılmış, yıkıntılarından eser yok, bir ayağının birazcığı ayakta ve bu birazcığın göbeğinde, doğanın küçücük bir sesi, güzeller güzeli bir ders vermiş hepimize.
Çukurbağ Çağlayanı ki, doğanın bağrına öyle saklanmış ki, bugüne kadar hiç bilmiyordum, hiç görmemiştim. Güz olunca suyu biraz az olsa da, yüksekliği neredeyse Yerköprü Çağlayanı kadar.
Yol yolak yok, hırçın mı hırçın bir doğa, taaa yukarısı Gelin Uçtuğu, Yağma, şapkamız olsa yere düşecek, biraz yukarıda Solak Değirmen…
Solak Değirmen ki, benim çocukluk yıllarımın ünlü bir “doktoru”. Bilimin ve tıbbın yetersiz olduğu o yıllarda ocak ve yatır inanışları çok güçlü. Solak Değirmene en çok evlenemeyen, çocuğu olmayan, sarası tutan ve nazara uğrayan insanlar getirilirdi. Suyunda çimilir, üşüyenlerin suyu ılıtılır, çocuklar değirmen taşında üç kez döndürülür, suyundan bol bol içilirdi. Arkasından bir ağaca çaputlar bağlanır ve arılık bırakılırdı. Çarşamba günleri gelinirdi buraya ve “çarşambaya gitme” denirdi buna da.
Şimdi yeller esiyor Solak Değirmenin yerinde. Bir tek yıkıntısı bile kalmamış. Çaput bağlı bir iki çalı var, o kadar.
Bütün buralar çocukluğumdan da öte…
Ve doğaya doya doya…
Dağ eriği, elma, erik, ceviz, karamık, üzüm yiye yiye…
Yolsuz yolaksız ine ine, çıka çıka…
Zeyker İnişi, Köprübaşı, Rifatların/Balcıların Değirmeni, Akyaka…
Ve geldik Çukurbağ’a, kahveye. Bizi karşılayanlar Abdullah Yüce ve Sebile Günay arkadaşlarımız ve de kimi köylüler.
Doya doya azıklarımızı yememiz. Domates, salatalık, elma, erik köyden, doya doya çay…
Abdullah arkadaşımızın köyün tarihiyle ilgili verdiği bilgiler…
Türkü söyleyen, şiir okuyan arkadaşlarımız: Abdurrahman Çınar, Rahmi Tiryaki, İbrahim Arı, Ayşe Sınıkçı, Cengiz Durmaz, Sebahat Durmuş, Serap Durmuş…
Ve Çukurbağ Cumhuriyet Korosundan Sebile Günay ve üç arkadaşımız…
Türküler, oyunlar… Coşku dorukta…
Doğa yürüyüşümüze katılan ve katkı sunan tüm arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyoruz.
Bu arada sağlık sorunu yaşayan iki arkadaşımızı da unutmadık. Ganimet Barutçu ve Sevim Önder’i. Telefonla arayarak sevgi alkışlarımızı gönderdik.
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…