DOLAR
49,7621
EURO
55,8463
ALTIN
6.412,34
BIST
11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Açık
25°C
Mersin
25°C
Açık
Pazartesi Çok Bulutlu
26°C
Salı Hafif Yağmurlu
23°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
24°C
Perşembe Yağmurlu
20°C

Meryem UYSAL

BİLLURİ

Sahtekâr Muhasebeci ve Davalar

AMCAM AHMET UYSAL’IN HATIRALARI – 65

1983 senesi iyi kötü geçti. 1983 sonunda Konya’dan Çumra’ya trenle geliyorum.

Trende genç biri var. Bana bir şeyler sordu. Ben de anlattım. Karaman’a gidiyormuş. Birkaç gün sonra o genç Çumra’ya geldi ve iş istedi. Açım dedi, yalvardı yakardı. Kendisinin muhasebeci olduğunu söyledi. Ben de onu işe aldım. Başarılı görünüyordu. Ama sonra öğrendik ki üç kağıtçının birisiymiş. Bizim haberimiz olmadan buğdayı yüksek fiyata alıp unu düşük fiyata satıyormuş. Bana ise tam tersini yaptığını söylüyordu. Ben buğdayı ucuza alıp unu pahalıya sattığını biliyordum.

Bizim muhasebeci Tacettin GÖLGECİ fabrikayı ve Çumra esnafını dolandırmış. Sonunda bu olay patlak verdi. Anlaşıldı ki bana ait hesapları kullanarak çekler vermiş. Savcılık hemen harekete geçti. Herkes beni suçluyor. Ama esnaflardan öğreniyorum ki buğdayı onlardan 54 kuruşa almış 44 kuruşa satmış.

Bunu gören esnaf adamın bana kazık attığını anlasa da hiçbiri duruma ses çıkarmıyor. Ne zaman paraları ödenmez oldu beni buldular. Ben de gelenlere sordum:

“Ben 26 senedir Çumra’da fabrika sahibiyim. Ben senden hiç buğday aldım mı? Kime buğday vermişseniz paranızı ondan alın. Buğdayı kaça sattınız? Piyasada buğday kaçayken sen niye pahalı satıyorsun? Bana düşmanlık etmeye hakkın yok. Piyasa fiyatı 45 kuruş iken sen 54 kuruşa satıyorsun. Bana da satmadın. Paranı sattığın kişiden alacaksın” diyorum.

Esnaf: “Ben seni mahkemeye veririm” dedi.

Ben de: “Kazan. Paranı öderim” dedim.

Savcılık bir taraftan asliye hukuk bir taraftan da ceza davası toplam 16 dava. Bunun 8’i ceza davası diğer 8’i asliye hukuk davası. Diğer taraftan savcılık beni sahte çek vermekten hapse atmaya çalışıyor. Çek bana ait ama imza bana ait değil. Çeki tanzim eden şahsa benim vekalet ve yetki verdiğime dair ne bir delil ne bir belge var.

Tacettin GÖLGECİ yazıhanede bulunan kasanın içindeki çeki alır, tanzim eder. Sağa sola verir. Mesul olan çeki tanzim edendir. Ancak alacaklılar Çumralı tüccarlar olduğu için birbirlerini korumak amacıyla parayı Tacettin’den alamayacaklarını bildiklerinden suçu bana atmaya çalışıyorlar. Dava başladıktan sonra Tacettin yakalandı Çumra cezaevine kondu. Bir hayli yattıktan sonra davası dışarda görülmek üzere salıverildi ve ondan sonra da öldü. Davaları düştü.

Benim İş Bankası’nda bir hesabım vardı. Babama tembih ettim:

“Baba, benim haberim olmadan hiçbir evraka imza atma” dedim.

Buna rağmen İş Bankası’ndaki hesabımı fabrikaya getirirler ve babama benim hesabıma imza attırırlar. Böylece benim şahsi hesabım babamla ortak olmuş olur.

“Baba niye imza attın” deyince

“Ne yapayım oğlum imza atmazsan durumuz tehlikeye girer dediler” der.

“Şimdi ben ne olacağım” dedim.

“Sen kendini kurtarırsın” dedi.

“Başıma çorap örülsün. Ben kendimi kurtarmaya çalışayım öyle mi?” dedim.

Babamın başkalarına değer vermesi, aferin delisi olması bana öyle çok zarar verdi ki bu mesele çok canımı yaktı, çok uğraştırdı. Hepsi hepsi babamın bize değil başkalarının sözüne değer vermesiydi.

Dindar doğru, hak yemez doğru.

Ama bu bana yaptığı ne ile izah edilir. Yeter ki “Aferin” desinler.

Asliye ceza davası hakimi ve savcısı o kadar üzerime geliyor ki. En ufak bir şey bulsalar beni içeri atacaklar ama kanunda yer bulamıyorlar.

Savcı adliye baş katibine uydurma bir bilir kişi raporu hazırlatmış. Bu rapor sonra benim elime geçti. Rapora itiraz ettim ve raporu hazırlayan şahıs hakkında savcılığa şikayette bulundum. Takipsizlik kararı verildi. Bir üst mahkeme olan Karaman Ağır Ceza Mahkemesi’ne müracaat ettim. Bu mahkeme Çumra savcılığının takipsizlik kararının yerinde olmadığına ve dava açılması gerektiğine karar vermiş. Yani itirazım kabul edilmiş. Ancak savcı bir türlü dava açmaz. Ben zaten baş katibin savcının emri üzerine bilirkişi raporunu hazırladığını öğrenmiştim.

Çumra savcısını Ankara Adalet Bakanlığı’na şikayet ettim. Dava aç emri geldiği halde evrakları adli tıp kurumuna gönderdi. Yine savcıyı Adalet Bakanlığı’na şikayet ettim. Bu savcıyı belki en az 10 kez Adalet Bakanlığı Ceza Tetkik Hakimliği’ne şikayet ettim.

Sonunda baş katip İsmail hakkında dava açıldı. İsmail’i 2 avukat savundu. Dava tam 7 sene devam etti. Zaman aşımından İsmail’i ceza almadan kurtardılar ve tabii bütün davalar İsmail’in davasına bağlıydı.

Ben İsmail’in avukatına dedim ki:

“Dava zaman aşımına uğradı. Talep et de bu dava bitsin. Ben davaya girmeyeceğim” dedim.

İsmail’in davası böylece bitti.

Bana ait ceza davasında ceza hakimi savunmamı istedi. Arkadaşım Karamanlı avukat Kuddusi Bey’e söyledim. O da “Bir şey çıkmaz” dedi. Ama savcı ve hakim kararlı bana ceza vermek istiyorlar. Kuddusi Bey benim için öyle güzel bir savunma hazırlamış ki:

1. Çeki kim tanzim etmişse bütün sorumluluk ona aittir. Zaten imza da bana ait değildir.

2. Medeni kanunun şu maddesine göre ben mesul değilim.

3. Ticaret kanunun şu maddesine göre de ben mesul değilim.

Duruşma günü Çumra’ya geldim. Avukatım Mehmet ÇALIKUŞU’na

“Ceza hakimliğine cevabımı yazdın mı” dedim.

“Hemen yazarım” dedi.

Daktiloya bir kağıt taktı. Müvekkilim Ahmet UYSAL hiçbir suç işlememiştir. Beraatını yazdı ve bitirdi.

Ben de avukat Kuddusi ÖZDEN’in yazdığı savunmayı verdim. Ondan hemen bir fotokopi aldı. Dosyasına koydu.

İki avukat arasındaki fark bu…

Davalar devam etti. Savunmalar, şikayetler, tartışmalar, iftiralar devam etti.

Avukat Hüseyin diye birisi var. Benim karşımda yaptığı savunmada

“Efendim bunlar dolandırıcılık yapmak için oğlunun ve babasının adının da Ahmet olmasından faydalanmışlar. Bunlar bu işleri senelerce önceden planlamışlar”

Buna benzer dünya kadar iftira, hakaret.

Günün birinde davanın birini kazandım. Temyizden de geldi. Arabanın üzerindeki hacizi kaldırmak için Asliye Hukuk Hakimliği’ne dilekçe verdim.

Hakim reddetti. Bunun üzerine başka bir dilekçe daha hazırladım. Şöyle ki:

  1. Borçlar kanunun şu maddesine göre

  2. Ticaret kanunun şu maddesine göre

  3. Medeni kanunun şu maddesine göre

  4. İcra-iflas kanunun şu maddesine göre

“Bana ait olan arabamın bana iadesini saygıyla arz ederim” dedim.

Asliye Hukuk Hakimi yine reddetti. Ben hemen eve geldim. Dosyaları aldım. Doğru Ankara’ya Adalet Bakanlığı’na dilekçeleri verdim.

Ceza Tetkik Hakimliği’nde hakim İbrahim SAYGILI vardı. O dilekçeleri görünce

“Bu hakim cami duvarına işemiş köpek gibi. Çok yanlış yapmış” dedi.

“Bu dosyayı nereye gönderelim” diye bana sordu.

“Senin tanıdığın bir ağır ceza hakimi var mı” dedi.

Ben de “Yok” dedim. Birden aklıma geldi. Karaman’da birisi vardı. “Karaman olur mu” dedim.

“Tabii hem orada benim sınıf arkadaşım İlhan var” dedi.

Benim tanıdığım kişi de aynı kişiydi.

Hakim Bey dosyayı İlhan Bey’e havale etti. Ben de İlhan Bey’e gittim. Olayı anlattım.

İlhan Bey “Sen haklıysan babam olsa acımam” dedi. Dediği gibi de oldu.

Çumra asliye hukuk hakimi Ahmet Bey’in dokunulmazlığı Adalet Bakanlığı tarafından kaldırıldı.

Hakim Ahmet Bey, Konya Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Ceza almadı ama Ahmet Bey Çumra’dan tayini isteyerek Ankara’ya Yargıtay’a katip hakimi olarak gitti.

Çumra Adliyesi deprem geçirdi. O tarihe kadar Çumra’da böyle bir olay görülmemiş.

Çumra Barosu Avukatları “Ahmet Bey iyi ki okumamışsın. Hukuku bitirmiş olsaydın dünyayı yerinden oynatırdın” dediler.

Asliye hukuk hakimi Ahmet Bey ile benim aramda devam eden hukuk mücadelesi sırasında benim 16 ceza ve hukuk davaları da devam ediyordu.

Bir duruşmada Ahmet Bey’in eşi hakime hanım asliye ceza davasına bakıyor. Davayı o kadar incelemeye başladı ki bana karşı da cephe aldığı aşikar. Son dosya geldi.

“Bir arzum var” dedim.

O da sinirli bir tavırla “Buyur ne istiyorsun” dedi.

Ben de “Sizin beyinizle aramızda hukuktan dolayı husumet bulunduğu için sizin bu davadan çekilmeniz gerekirken siz çekilmediniz ceza usulü yargıda kanunun 27. Maddesine uymanız gerekirdi” dedim.

Hakime hanım “Reddi hakim mi yapıyorsunuz” dedi.

Ben de “Evet” dedim.

Sinirli ve kızgın bir tavırla “Celseyi kapatıyorum. Dilekçeni yazıp gel “ dedi.

Celseyi saat 13’te açacağım dedi.

Saat 13’te celseyi açamadı zira ne yapacaklarını bilemediler. İki hakım bir savcı zar zor karar verdiler.

Saat 14’te celse açıldı. Dilekçeyi verdim. Kabul etti. Benim davalarımdan ayrıldı. Ceza mahkemesi hakimi boyunun ölçüsünü aldı.

İkinci gün asli hukuka başladık. Hakim Ahmet Bey celseyi açtı. Duruşma başladı. Ben hazırladığım dilekçeyi verdim.

Duruşma tutanağını bir türlü bağlayamadı.

“Ben akşam başka türlü formalize etmiştim. Siz dilekçe verince başaramadım” dedi. Ben de “Benim dilekçeyi geri verin. İstediğiniz gibi duruşma tutanağını kapayın” dedim onu da reddettim.

Benim davalarıma Çumra Adliyesi’nde bakacak hakim kalmadı.

Çumra Adliyesi’nde hakimler dahil bütün personel felaket bir vaziyetteydi.

Herkes bana diş biliyordu ama hiçbir şey yapamadılar. Hepsi de boyunun ölçüsünü aldı. Yalnız benim mahkemelerim bitmedi. Bitmeden bırakıverdik ucunu.

Çumra’da adalet, hukuk buydu.

BİLLURİ

MERYEM UYSAL

Yazarın Diğer Yazıları