DOLAR
8,8648
EURO
10,3792
ALTIN
494,52
BIST
1.384
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
30°C
Mersin
30°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
29°C
Perşembe Gök Gürültülü
29°C
Cuma Az Bulutlu
30°C
Cumartesi Az Bulutlu
31°C

Havva UYAR

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEYLER VAR

YOL AYRIMI

04.01.2021
0
A+
A-

2020 yılını geride bırakırken o kadar çok şey yaşandı ki… Unutmak isteyeceklerimizin başında Korona denilen illet ve onun kaybettirdikleri başrolü alırken deprem de yardımcı oyuncu görevini üstlendi. Bombaları, dünyadaki ve ülkemizdeki yangınları da unutmamalı tabi ki… Kötü yönetilen bir ülke olarak iflasın eşiğine geldik. Dolar ve Euro tüm zamanların en yüksek seviyelerini gördü. Komşu ülkelerin ucuz alışveriş yaptıkları bir ülke olmayı başardık. Ekonomik bunalım normal bir süreç gibi yaşanmaya devam ederken toplumsal olarak kaygı, endişe ve stres kaynaklı  sorunlar giderek artmaya başladı. Belirsizlikler, bir ay sonrasının ne olacağını bilememek gerek ekonomik, gerek eğitim ve gerekse politik konulardaki sürece güvenememek endişelerimizi giderek arttırdı.

Toplumların yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı aşikar. Şu bir gerçek ki yeni dünya düzeninde amaç, bizleri daha kolay yönetebilmek. Dijital teknoloji, nano teknoloji, yapay zeka ile daha az insana ihtiyaç duyulan bir sisteme kademe kademe geçiş yapılırken süreç pandeminin ortaya çıkmasıyla birden hızlandı. Korkarım bu hıza ayak uyduramayanlar elimine olacaklar.  Dijital dönüşüm insanların hayatını kökünden ve çok derinden sarsıyor. Hayatımızdaki birçok şey alışkanlıklarımız dahil değişmek zorunda kalıyor. Sosyalleşmek adına yapılan etkinlikler, eğlence anlayışımız, ilişki biçimimiz değişmek zorunda bırakılıyor. Eski meslekler tarih olurken yeni meslekler ortaya çıkıyor. Sistem giderek çok çalışan gönüllü kölelerin kullanıldığı bir yapıya evriliyor. Çocukların sokakta oynaması bir nostaljiye dönüşüyor.  Sanırım kötü bir tablo çizdim. Hayata bu kadar iyimser bakarken ben bile inanamadım bunları yazdığıma.

Neyse..

Evrimsel sürecimize bakarsak aslında korkacak çok da bir şey yok. İnsan denen hayvanın bu güne kadar ayakta kalabilmesinin en önemli özelliği uyum sağlayabilmesi olmuştur. O halde bu kadar olumsuzluğun içinden kendini hayata adapte edecek  çözümler üretecektir. Mesele şu; dünyanın geldiği noktada gelişen teknoloji  insanlığı pek de iyi bir yere götürmemişken şimdi bunu tersine çevirecek yüksek bir bilincin oluşmasına izin verebilecek miyiz? Yapay bir gerçeklikle sanal bir dünya oluşturuldu. Sonucunda insanlık giderek dengesini kaybediyor. Doğadan uzaklaştıkça kendine yabancılaşan vahşi tuhaf  bir yaratığa dönüşüyor. Hayvanlara zarar veriyor, yaşam alanlarını daraltıyor. Nesillerini kurutuyor. Ağaçlara, börtü böceğe, bitki örtüsüne nasıl bir zarar verdiğinin farkına varmak istemiyor. Daha iyi bir yaşam  adına yapılan ne varsa nükleer santraller, HES’ler, maden aramalar ve saire doğayı talan ediyor. Kentsel dönüşümle yerlerinden edilen insanlar, rant uğruna betonlaşan topraklar,  yerleşim alanları açmak için tahrip edilen gerekirse yakılan ormanlar, kirletilen kaynaklarımız, denizlerimiz, göllerimiz daha neler neler… Doğa dengesini korumak için gereğini yaparken  insan da nasibini alıyor. Bedensel, zihinsel ve ruhsal dengemiz bozuluyor. Doğadaki hiçbir canlı kendi cinsine zarar vermezken biz insansılar (Azra Kohen “Aden” kitabındaki tanımı) kendi cinsine şiddet uygulamada başı çekiyoruz. Yaşadığımız  cennet misali dünyayı cehenneme çeviriyoruz. İlişkiler yozlaşıyor. İnsani değerler kayboluyor. Aileden kurumlara, toplumlardan ülkelere  dünyayı etkiliyoruz. Mikrodan makroya birbirimize görünmez bağlarla bağlı olduğumuzun bilincine varamıyoruz.

Fizikte “Kelebek Etkisi” diye bilinen bir gerçeği  hepimiz biliriz.  Bir kelebek kanat çırptığında dünyanın başka bir yerinde fırtınaya sebep olabiliyorsa, birey olarak yaptığımız her şey her birimizi etkiliyor. Dolayısıyla dünyayı etkiliyor. Bunun sorumluluğunu almak zorundayız.

Velhasılı bir “Yol ayrımındayız” doğum sancıları çeken bir anne misali kıvranıyoruz.

Sinan Canan, “İnsanın Fabrika Ayarları” kitabında: İnsanoğlu “sınırlarını aşabilen” tek varlıktır. Hatta bu sadece bir yetenek de değildir. İnsan, biyolojik ve kültürel olarak içinde bulunduğu sınırları aşmak zorundadır. Bu zorunluluk, her birimize temel bir güdü olarak yerleştirilmiştir. ” diye yazar.

Yine inançlara göre “Her ruhun dünyadaki temel gayesi ve arzusu tekamül etmek, en nihayetinde  evrensel bilince ulaşmaktır.” diye söylenir.

Diyeceğim şu ki insanlık, kendini dönüştürecek evrensel bilince ulaşabilmek için bir yol ayrımındadır. Fark yaratacak bir yol bulmak durumundadır. Herkes kendi yolunu çizerken bu yolda gelişip değişerek  dönüşmek, bilincini yükseltmek zorundadır. Aksi halde insanoğlu, hem kendisi, hem insanlık, hem de tüm dünya açısından ciddi bir baş belası olma riskini de benliğinde taşımaktadır.

Bu anlamda önereceğim muhteşem bir film var. Tam da anlatmak istediğimi can evinden yakalıyor. İzlerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Yönetmenliğini Yavuz Turgul’un yaptığı Şener Şen ve Rutkay Aziz’in başrolde olduğu harika bir film. Filmin adı YOL AYRIMI…

Tüm hayatını babasından kendisine kalan  tekstil imparatorluğunu daha da büyütmeye adayan ve bunun için gereken her türlü acımasız yöntemleri mübah sayan; geçirdiği trafik kazası sonucu yaşama karşı bakış açısını değiştiren, soğuk, duygusuz, vicdan ve empati yoksunu bir adam olan Mazhar Kozanlı’nın hikayesini anlatıyor.

Kaza sonucunda beyinde duygularla ilgili olan özellikle vicdan duygusunun oluşmasıyla ilgili bölümler tetikleniyor ve çocukluğundaki bisikletle ilgili travması birden ortaya çıkıyor. Kendi gerçeğini görüyor ve yüzleşiyor. Sonrasında çorap söküğü gibi gelen olaylar ve muhteşem bir dönüşüm.

Biliyorum filmler bizi değiştirmez ancak değişmemize ve daha iyi biri olmamıza yardımcı olabilir.  Bir tohum atar içimize ve uygun koşullar oluştuğunda yeşermesine fırsat verir. Bu da o filmlerden biri… İyi yazılmış, iyi çekilmiş ve iyi oynanmış bir film. Şimdi kıymetli ve zaman geçtikçe daha da kıymetlenecek diye düşünüyorum.

Yazımın başında da dediğim gibi dünyanın gidişatını tersine çevirecek yüksek bir bilincin oluşmasına izin verebilecek miyiz?

Robert Frost’un “Gidilmez Yol” şiirinde dediği gibi:

“bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –

ben gittim daha az geçilmişinden,

ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.”

Sevgiyle ve aşkla…

03.01.2021

ETİKETLER: ,
Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.