Mut İlçemiz

ANILARIM / 2

ANILARIM / 2
Konuk Yazar
Konuk Yazar( bilgi@mutilcemiz.net )
05 Haziran 2020 - 18:35

Azmi abim o yıl (1941) Düziçi Köy Enstitüsü‘ne gitmeğe karar vermiş. Anamdan başka destekleyicisi yok. Anam Mut’a gitti, bütün muameleleri yapılmış, yatılı okul olduğu için bir kefil istemişler, anamın kefaletini kabul etmemişler. Babamın umurunda değil, dedem yeminliyim diye kefil olmamış, anam bir çıkmazda… Ne yapsın Nazmi Ağa (İncel) rast gelmiş, o, anamın ricasını kırmayıp kefil olmuş da azmi abim okula gidebilmiş.

1942 yılı yazında Azmi abim izinli gelmişti. Çömelek’te idik, ne kadar sevindiğimi bilemem. Çıradan bir domine yaptık, domine oynuyoruz. Abim kaç gün kaldı bilmiyorum artık gitmesi lazımdı, Mut’a gitmek için yaya yola çıktı. Ben, Çömelek’in çıkışındaki buruna kadar uğurladım. Orada cebimdeki domineyi çıkarıp bir el domine oynadık, vakit geçiyordu ama abimden hiç ayrılmak istemiyordum Abim gitti… Görülmez oluncaya kadar gözlerimle takip ettim. Yalnız bir çocuk, elinde azık peşkiri… (Şimdi gibi gözümün önünde…) Domine taşlarını orada bir çalının dibine gömdüm ağlaya ağlaya geri döndüm.

Çömelek’te kaldığımız bir yaz Oğuz’la okulun bahçesinde oynardık. Oğuz Mut’a gitti, ben yalnız kalmıştım. Okulun bahçesinde oynadığımız zamanlardan kalma tozlu bir yerde oğuzun çıplak ayak izini gördüm (Zaten ayakkabı bulup giyemezdik) o izi taşla korumaya aldım her gün gelir ağlaya ağlaya o ize bakar hasretlik giderirdim…

Kardeşim Oğuz ilkokula gidiyordu, ben terzi yanında çalışıyordum, analığımızın yanında kalıyorduk. Bir gün nedense Oğuz’la kavga etmeğe başladık… Analığımız bizi seyrediyor, kavganın bitmemesi için de boyuna beni teşvik ediyordu. Oğuz biraz hastalıklı, zayıfça olduğu için ona gücüm yetiyordu. Analığın bizi ayırmak şöyle dursun, “Vur, vur!” teşvikleriyle kendimden geçmiş Oğuz’a boyuna vuruyordum. Zavallı kardeşim hiç karşılık vermediği halde yalvarıyordu da… Ben analığın maksadının sonradan farkına vardım, kavgayı bırakıp kardeşimin gönlünü almağa çalıştım. Analığımız halâ kavganın bitmemesi için teşvikte bulunuyordu. O günden bu güne 60 yıl geçmiş hâlâ unutamam.

Bir örnek daha vereyim, 1951 yılında tifoya yakalanmıştım. Mut’a geldim. Mut’ta yatıyorum. Biraz iyileştim, ayağa kalkabiliyorum, derken bir gün aniden gene hastalandım… Hastalığım nüks etmişti. O anda nerede ise kendimi bilmez dereceye gelmişim ki batırık yapmışlar analığım biraz batırık getirdi ısrarla içmemi söylüyordu. Batırığın zararlı, hem çok zararlı olduğuna biraz aklım eriyordu. O da zararını biliyordu ama nedense illa içmemde ısrar ediyordu. Tabii içmedim. (Hastalık anılarımı sonra tekrar yazacağım).

Bir örnek daha: Abim okulu bitirmiş, Mut’ta göreve başlamıştı. İlk defa köye çıkmaya hazırlanıyordu. Sabahleyin atını tımar etti, eşyalarını hazırladı, heğbesini attı, terkisini bağladı. O ara bizim analık bir hırçınlık buldu, çok asabi olduğu halinden anlaşılıyordu. Ama ne olduğunu bilemiyordum. Havalar soğumaya başladığı için babam kaputunu Azmi abime vermiş imiş. Atın yanında duvarın üzerinde duruyordu. Analık bir öfke ile geldi, kaputu aldı “Benim oğlan geymez hoyu., O da geymesin!” diyerek mutfağa girdi. Ocakta yanmakta olan ateşin üzerine kaputu bastırdı, kapıyı kilitledi, anahtarı cebine katıp gitti… Terzi çıraklığım bir yıl sürdü, epeyce de zor oldu. O zamanın ulaşım ve iletişim güçlükleri hep omuzlarıma çökmüştü. Öyle ya… İlkokulu bitirmiş koca adam olmuştum on üç yaşında… Gündüzleri terzide çalışır, geceleri de ya hazır olan harmanların mahsulünü eve taşır, veya Kozlar’a yiyecek bir şeyler götürürdüm. Kozlar 3-4 saatlik yol, akşam üzeri Mut’tan çıkar gece Kozlar’a varırdım. Yollar ıssız, ben yalnız… O yollarda çektiğim korkuları bu gün gibi anımsıyorum…

Devam edecek…

Doğan ATLAY

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com