Mut İlçemiz

ANILARIM / 1

ANILARIM / 1
Konuk Yazar
Konuk Yazar( bilgi@mutilcemiz.net )
05 Haziran 2020 - 18:24

Yılardır aklımda olan, fakat başaramama korkusuyla bir türlü başlayamadığım anılarımı, sevgili torunum Fatma’nın uyarısı sonucu yazmaya başladım.

1930 yılı Nisan’ının 28’ci günü babamın öğretmen olarak görev yaptığı Yapıntı Köyünde doğmuşum. Babamın günlüğünde öyle yazılı. Babam 1935 yılında Mut İlkokulundaki görevine atanıncaya kadar orada oturduk. Babam Yapıntı’ya bir ev bile yaptırmıştı. Sonradan Hatice teyzemlere sattı. Yapıntı’da oturduğumuz yıllar babam, iyi bir aile reisi, iyi bir baba görünümünde belleğimde yaşıyor. Anamın tarlalarında bedenen çalışır, hiç bıkkınlık duymazdı. İyi anımsıyorum; Çevlik’teki anama ait zeytinlerin etrafına yalnız başına koca bir çit bile çekmişti.

1935 yılında babamın Mut İlkokuluna atanmasıyla Mut’a göçtük. (Oturduğumuz ev yeniden yapılmakta olduğu için) Hep bir arada Yakup Bey dedenin evinde oturuyorduk. Altı çocuklu, iki eşli bir ailenin bir evde barınmalarını düşünmek bile ürkütücü geliyor. O günlere ait anılara çok silik, kopuk kopuk görüntüler halinde belleğimde rastlayabiliyorum.

Babam iki evli idi. İlk hanımı amcası Mustafa bey kızı Fatma, ikinci hanımı (anam) Yapıntılı Melleç Dede kızı Fatma. Mustafa Bey kızı Fatma’dan: Mustafa, Nilüfer, Hatice, bir de Sevinç vardı küçük iken öldü. Galiba üç yaşlarında falandı, zor hatırlayabiliyorum. Melleç Dede kızı Fatma’dan da Azmi, Doğan (ben), Oğuz olmak üzere yaşayan altı kardeştik. Azmi abimle benim aramda Hümeyra adında bir kız varmış altı aylık iken Navdalı’da boğmacadan ölmüş…

Bu zor, ürkütücü yaşantı 1935 yılı sonuna kadar sürebildi. 1935–36 ders yılı başında abilerim, ablalarım okula başlamışlardı. Bir gün öğle yemeğinde aralarında kavga çıkmış, (Hazırlanmış bir komplo gibime geliyor…) Azmi abimi döğmeye başlamışlar. Bunu gören anam yatıştırmak için yanlarına vardığında analığım ve çocukları, Rabia Ebe de dahil olup anamı döğmeye başlamışlar. Müftü Ebem neredeyse yetişip onların elinden anamı alıp götürdüğünü anımsıyorum. Bir saat kadar sonra anamın ne kadar eşyası varsa evden dışarıya atmışlar. O eşyaların dedem gile nasıl geldiğini bilmiyorum. Artık o günden sonra dedemlerde kalmaya başladık.

Dedemlerin mutfak olarak kullandıkları odaya sığınmışız, babamı hiç görmüyorduk. Kış gelmiş, havalar soğumuş, biz kabakulak çıkarmışız. Anam sığındığı evin bütün işlerine koşturuyor, gece gündüz dinlenmeden çırpınıyordu. Bir sabah anamın olmadığı bir zamanda biz üçümüz de hasta yatarken babam kapıda göründü, abimle Oğuz uyuyorlardı, ben nedense sevindiğimi iyi anımsıyorum. Birkaç saniye bize baktı hiçbir şey demeden çıktı gitti…

Hastalıktan iyi olmuşuz ki bir Cuma günü kuru çeşmenin yanında oynarken Ali dayım develerini almış gidiyordu. Beni görünce durdu bana bir ala şeker verdi. Ben sevinerek anamın yanına vardım, kimden aldığımı sordu söyledim. Hemen koştu Ali dayımla uzunca bir süre konuştular. İkindi üzeri Ali dayım develerle beraber geldi, anamın eşyalarını yükletti, biz de eşeklere bindik Yapıntı’ya geldik. Ömer dayım askerde idi, eşi Ayşe teyzem bir yıl önce ölmüştü, ev boştu. Akşam üzeri Ömer dayımın evine yerleştik. Yerleştik ama evde yiyecek adına hiçbir şey yoktu. Galiba Hatice teyzem biraz un verdi anam bazlama yapıp bizi doyurdu… (Ondan sonra ne yedik, ne içtik bilmiyorum). O kış anam dava açtı, babam muvafakat etti bir oturumda mahkeme kararı ile ayrıldılar.

Bizim için daha zor, daha acı bir yaşantı başlamıştı. Yaşantı gereği devamlı anamın yanında kalamazdım, Bugün (2004) yetmiş dört yaşındayım. O günlerden kalma ana özlemi içerimde yanıp durur. Ben anama hiç doyamadım…

O günden sonra devamlı bir yuva, sıcak bir ocak başı görmedik. Zaman zaman anamızın yanında, analığımızın yanında dedemizin yanında kalıyorduk. O evlerin hiç birisinin öz çocuğu olmadığımızdan nereye varsak kendimizi bir fazlalık, bir sığıntı gibi görüyorduk, hem de öyle idi… Böylesi acı yaşantının ilkokul çağında bir çocuk üzerindeki maddi manevi etkileri doğaldır ki yıpratıcı olacaktı. Bunu o zamanlar algılayamıyordum, ama yaşıyordum…

1937-38 ders yılında Mut İlkokulunda okula başladım. Mut, Çömelek, Yapıntı, Mut, tekrar Çömelek ilkokullarında yaşantımdan kaynaklanan zorluklar nedeniyle çok başarısız bir öğrenci olarak sürüne sürüne 1943 yılında ilkokulu bitirebildim. Babam o yıl beni terzi yanına çırak olarak verdi.

1940-41 ders yılında Yapıntı’da anamın yanında okula gidiyordum. Oğuz Mut’ta idi. Bir gün okuldan geldiğimde, Oğuz gelmiş, ne kadar sevinmiştim… Ertesi gün sevine sevine okuldan geldim, kardeşimle oynayacağız… Baktım Oğuz yatıyor… Ne kadar üzüldüğümü tarif edemem. Kardeşim aylarca kalkamadı. (Hastalığının Tifo olduğunu büyüdükten sonra anladım). Hasta, bakıma muhtaç, mevsim kış, anamda para yok… Heğbeye bir havayı buğday katar Mut’a götürür satar, (Portakal, pekmez ve benzeri) yiyecek bir şeyler alır dönerdim. Her gün değilse bile haftada iki üç gün gider gelirdim. O kışta soğukta bu gidip gelmeler çok zor oluyordu ama olsun tek kardeşim kurtulsun da… Oğuz yaza kadar kalkamadı. Havaların ısınmasıyla ayağa kalkabildi. Azmi abim terzi yanında çalışıyordu. Cumartesi, pazarlarda gelirdi.

Yapıntı’da okula başlarken okulda lâzım olacak defter, kalem kitap gibi hiçbir şeyim yoktu. Dördüncü sınıfta epey şeyler lazımdı; defteri, kalemi nasıl ettik bilmiyorum. Kitapları bir öğrenciden anam satın aldı bedelini de bir oğlak vererek ödemişti…

Devam edecek…

Doğan ATLAY

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com