DOLAR
8,5345
EURO
10,0631
ALTIN
481,34
BIST
1.418
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Gök Gürültülü
27°C
Mersin
27°C
Gök Gürültülü
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C
Cumartesi Az Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
32°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
32°C

ANILARIM / 7

15.04.2021
0
A+
A-

Anamla babam ayrıldıktan sonra biz anamla beraber Ömer dayımın evinde otururken anam babasından kalan, akrabalarının bakımında olan bütün mallarına sahiplendi. Davarı, koyunu, ineği, devesi, kısrağı, tarlaları varıdı.
Ömer dayım askerden geldi. Karısı Ayşe teyzem bir sene evvel ölmüştü. Kızı Emine kimsesiz kalmıştı, babası Hakkari’de asker idi. Anası da ölünce ebesi Sallan Ebe’nin bakımında kalmıştı. Ömer dayımın evinde biz oturduğumuz için, Ömer dayım Sallan ebelerde kalmaya başladı.

Anam babamdan ayrılmış dul kalmıştı. Çevrede anamın dengi olamayan kimseler istemeye başlamışlar. Tabii anam onların hiç birini beğenmez hepsine red cevabı verir. Ama genç bir kadın yalnız da olamaz… Kader diyelim, yazgı diyelim, kardeşi Ayşe teyzemin yerine Ömer dayıma varır. Bu evlilikten de 1938 yılında kardeşimiz Aydın dünyaya gelir.

Anam zeki, becerikli, çok duygusal bir yaratılışa sahipti. Babama vardığında kara cahil imiş, Çocukluğunda Topuz Hoca’dan (Asri Hoca) biraz dini bilgiler okumuş, babamdan da yeni yazıyı mükemmelen okuyup öğrenmiş. Okuma zevkini, alışkanlığını babamdan almış; O da babam gibi ölünceye kadar elinden kitabı bırakmadı. Yaşamının son yıllarında her gece yatarken elektrikleri söndürür, gaz lambasını yakar, başı ucuna koyar, kitabını okuyarak uykuya dalardı. 26 Ekim 1987 Pazartesi günü kaybettik.

Babam: Kaptan – Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) İçelli Ahmet Paşa’nın kardeşi Hacı Abidin Paşa torunlarından Mut Müftüsü Nadir Bey’in oğludur. 1900 yılında Absut’ta doğmuş, Silifke Öğretmen Okulu son sınıfında iken askere çağrılmış (1918). Yedek Subay okulunu bitirdiğinde kıtaya gitmeden Birinci Cihan Harbi‘nin sona ermesiyle terhis olmuş. Geldikten sonra okuluma devam edip bitirmiş ve Hacıahmetli ilkokuluna ataması yapılmış. Orada öğretmen iken tekrar askere çağırılmış. Garp cephesinde göreve başlamış. O görevde iken karargahı Eskişehir’de bulunan Yunan kuvvetleri içine casus olarak gönderilmiş. Bu görevini üstün başarı ile sonuçlandırmış. Sakarya muharebeleri sırasında gösterdiği yararlılıktan dolayı terfi ettirilip bir de takdirname almıştır. Büyük taarruzun başından sonuna kadar içinde bulunmuş, birkaç yerinden yaralanmış idi.

Sakarya Muharebesinde aldığı takdirnamenin metnini buraya koyuyorum:
Fırka: 24, Alay: 32, Bölük: 2 Zabit namzedi “A” sınıfı
Silifke sancağı: Mut kazasının Şeyh mahallesinden
Müfti Nadir Efendi Mahdumu
Ali Neşri 316
Kayıt numrosu 24143

Talimgâh duhulü (Yedek Subay Okuluna girişi)
25 Kânunu sani 333 (25 Ocak 1917)

Künyesi bâlâda muharrer Ali Neşri efendi Sakarya Meydan Muharebesi’nin devamı müddetince, bölük kumandanının mecruhiyeti üzerine harekatta bölüğü idaresi ve fevkalade hüsn-ü hizmet ve fedakarlığı görüldüğünden dördüncü grup kumandanının emri ile zabit vekilliğine terfiinin icra kılınmak üzere inha edilip şimdiden takım kumandanlığında istihdam kılınmakta olduğunu müş’ır vesika yedine ita kılındı 14/9/337
(resmi mühür ve imza)

Bu günkü dil ile:
Kimliği yukarıda yazılı Ali Neşri efendi, Sakarya meydan muharebesinin devamı müddetince, bölük komutanının yaralanması üzerine harekatta bölüğü idaresi ve fevkalade üstün hizmet ve fedakarlığı görüldüğünden dördüncü kolordu komutanının emri ile asteğmenliğe terfiinin yapılmak üzere ataması yapılıp şimdiden takım komutanlığında çalıştırılmakta olduğunu bildirir bu belge kendisine verildi. 14 Eylül 1921 (Yeni yazıya ve bu günün diline aktaran Doğan Atlay)

Hacıahmetli’de öğretmen iken, babasının amcası Mustafa Bey kızı Fatma hanımla evlenmiş imiş. Cephede iken ilk çocuğu Mustafa abim dünyaya gelmiş. Terhis olduktan sonra öğretmenliğe başlamış. Daha sonraları mahkeme başkatipliği, maliye veznedarlığı, maliye tahsildarlığı gibi görevlerde bulunmuş ise de mecburi hizmeti olması dolayısı ile öğretmeliğe geri dönmüş 1951 yılına kadar öğretmenlik, gezici baş öğretmenlik yapmış, Demokrat Parti iktidara gelince Tarsus Karakütük köyüne atanmasıyla 33 yıllık hizmetini tamamlayarak emekliye ayrılmıştır.

Yukarıda da yazdığım gibi mutsuz bir evlilik yapmıştı… Ömrünün sonuna kadar da mutlu bir günü geçmedi. Bu mutsuzluğunu alkolle gizlemeye çalışırdı. İçmediği günü ben pek hatırlamıyorum. Onun için ev, evlat, aile kavramı yoktu… Varsa yoksa içki… Ailesi, evladı her şeyi içki idi… Bir arkadaşı sormuş: “Neşri Beğ, ne vakit içersin?” “Ömrümde bir defa içtim, ondan sonra hep mahmurluk bozdum,” demiş.
Anamla evliliğinde, iki hanımını bir araya getirmediği zamanlar biraz mutluluğu tatmış olabileceğini, öyle zamanlarda içmediğini, avcılıkla vakit geçirdiğini, evini, çocuklarını ihmal etmediğini anam anlatırdı.

Azmi abim Aksaz’da görevli iken, abimin yanında yaşamaya başlayan babam, orada Kara Hüseyin kızı Fatma aba ile evlenir. (Evleniş hikayesini sonra anlatacağım). Ondan da Ayşe Nur ve Elmas adında iki kızı olur. Fatma aba ile ölünceye kadar beraber oldular. Mutluluğu onda bulabildi mi bilmiyorum.
Babam okumayı, yazmayı çok severdi, Mutlu bir evlilik yapmış olsa idi çok şeyler başarabileceğine şüphe yoktu. O haliyle bile çok sayıda makaleleri ile iki de kitabı yayımlanmıştır. Unutulmamak en büyük dileği idi, unutulmamak için de geride bir eser bırakmanın şart olduğunu söylerdi.

2004 yılı baharında Gıravga köyüne vardığımda Hacı Beyin döküntüleri arasında 1929 – 1930 yıllarında kaleme aldığı, her yönüyle Mut’u inceleyen bir müsveddesi elime geçti, onu yeni yazıya aktarmaya çalışıyorum. O zamanlar; ulaşım, iletişim, kaynak bulma olanakları yok. O şartlar içinde 7-8 yıllık bir ilkokul öğretmeninin böylesi bir çalışması övgü ile anılmaya değer…

Babamla ilişkilerimiz, üzücüdür ki baba-evlat ilişkileri düzeyinde olamadı… (Çocuklarının hiç birisi ile olamamıştı ya) Büyümemizde, gelişmemizde maddi manevi hiçbir katkısı olmadığı gibi engelleyici davranışları çok oldu. Burada babamı eleştirmek, yermek gibi bir düşüncem yok. Nasıl olsun; O ki benim en yakınım, babam… Ama gerçeği de yazmazsam benim nasıl bir ortamda yaşadığımı, nasıl bir ortamdan geldiğimi kim ne bilecek. (Bu konuya sonra geri döneceğim).

ANILARIM – Doğan Atlay (28 Nisan 1930 – 10 Nisan 2013)

Devam edecek…

Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.