Neyi kaybediyoruz hiç düşündünüz mü?
Eskiden diye başlayan cümleler kuruyor musunuz siz de?
Sokak, ev fark etmeksizin ip atlayan, top oynayan, hoplayıp zıplayan bir çocukluk sürecinden; dört duvar arasında hareketsizliğe teslim edilmiş adeta hipnotize edilmiş bir çocukluk sürecine sessizce dönüştük.
Akşam ezanı ile eve gelen ve o saate kadar dışarıda oyun oynayan çocukluk döneminden; dört duvar arasında, ekran üzerinde parmak kaydıran, ileri, geri, sağ, sol tuşları arasında gezinen bir çocukluk dönemine geçtik.
Peki çocuklar dijital dünyaya mı yoksa yalnızlığa mı teslim edilmiş durumda? Hiç düşündünüz mü?
Sosyalleşmek için bir araya gelip sokakta, evde geleneksel oyunlar oynanırken şimdinin sosyalleşme araçları ise dijital platformlar oldu maaelesef. Peki dijital ortamda çocuk ne kadar empatik olabilir? Karşısındakinin duygusunu nasıl anlar, sosyal gelişimini nasıl sürdürür hiç düşündünüz mü?
Dijital dünya büyüdükçe, çocukluğun gölgesi de küçülüyor. Bir böceğe çiçeğe kıyamayan; ağaca tırmanırken dizini kanatan, düştüğünde yeniden kalkan çocukluktan, merhametten uzak, sadece ekran karşısında oturan bir çocukluk döneminin içine düştük.
Peki çocuklar mı dijital ortama yönelmek istedi yoksa biz mi onları bu platformlara yönelttik? Çocuğun ihtiyacı olan ilgiyi, eğlenceyi ekranda bulması kimin sorunu? Yoksa ebeveynler dinlenmek için, dört duvar arasında olunca sözde daha güvenli olacağı ve kötü olan her şeyden koruyacağı düşüncesi mi çocukları dijital platformlara itti? Öyle bir hal aldı ki çocukların sıkılmasına bile izin vermiyor ebeveynler. Sıkıldım cümlesi çocukların ağzından çıkmadan bir ekran uzatılıyor çocuklara. Bu çocukların yaratıcılığı nasıl gelişecek peki?
Dijital platform uçsuz bucaksız bir deniz gibi ve biz bu çocukları ellerine hiç bir pusula vermeden, yüzme öğretmeden denize fırlatıyoruz. Oysa sorun teknolojinin varlığı değil; bizim ekranı “dijital bakıcı” olarak kullanmamız. Teknolojinin sunduğu imkanları bir gelişim aracına dönüştürmek ebeveyn sorumluluğu iken kendi konforumuz uğruna çocuklarımızı algoritmaların insafına ve bağımlılık döngüsüne terk eden biziz…
Çocukların her şeye erişebilmesi dijital platformlarda bu kadar kolay iken neden mutsuzlar? Neden doyumsuzlar? Neden sabırsızlar? Ya da neden benciller düşündünüz mü?
Dövüş, rekabet ve bencilliğin pekiştirildiği dijital ekranlarda sevgi dilini, merhameti, ağaca tırmanan bir çocuğun heyecanı cesareti ve daha nicesi maalesef bulunmuyor.
Yüz yüze çocukların oynadıkları oyunlar çocuklara; kural koymayı, paylaşmayı, sorun çözmeyi, grup içerisinde hareket etmeyi, duygusunu yönetmeyi, uzlaşmayı öğretir, kaba ve ince motor becerilerinin gelişimini destekler. Çocuklar hayatı, hayatta karşılaşacağı zorlukları ve nasıl başa çıkacağını oyunlarda öğrenir. Yani sokakta çocuklar yalnızca oyun oynamıyor, hayatı öğreniyordu…
Sorun çocuğun dijital platformlarda oyun oynaması değil; çocukluğunun bütün oyun repertuarının dijital oyuna indirgenmesi.
Her türlü materyalle hayal güçleri ile oyun kurup oynayabilen çocuklardan hazır kurulu ve hep kazanma, hep rekabet ve hep şiddet dilinin var olduğu oyunlara çekildi çocuklar.
Garry LANDRET’in “Kuşlar uçar, balıklar yüzer çocuklar oyun oynar.” sözü, aslında çocukluğun en temel ihtiyacını anlatıyor.
Oyun oynamak çocukların en temel ihtiyacıdır. Çocuklarımızın çocukluğunu ekrandan geri almak istiyorsak, onlara ekranın dışında yaşayabilecekleri bir çocukluk bırakmalıyız.