Mut İlçemiz

ANILARA YOLCULUK

ANILARA YOLCULUK
Konuk Yazar
Konuk Yazar( bilgi@mutilcemiz.net )
13 Nisan 2020 - 22:45

Yıllar önce üniversitede okuyan bir genç şehrin çevresini saran bomboş dağları göstererek, neyini seviyorsun bu kıraç toprakların? diye, sormuştu. 

Sanırım verdiğim yanıttan pek de tatmin olmamış, dudak büküp geçmişti.

Elbette anlamasını beklemiyordum, o çocuğun bu kıraç topraklarda anıları yoktu. Bir kere olsun, navruz toplamaya çıkmamıştı, domalanın adını bile bilmezdi, koyaklarında kuzu gütmemişti. Bir pınar başına oturup çömçü ile zükküden yoğurt yememişti. Dolgun taneli sarı buğdaylardan toplayıp ütme ütmemişti, ütmenin kokusunu bile bilmiyordu. Güz gelince sararmış, olgunlaşmış alıç, dağ armudu toplamamıştı, alıç kokusunu bilmezdi. Bir kayabaşına oturup kekliklerin ötüşünü dinlememişti.

Köylüm, hısımım Mehmet Atak sağ olsun, geçtiğimiz Pazar beni yaylalarıma götürdü. Şafak ve eşi İrfan da vardı yanımızda. Yassıören ve çevresini geçtiğimiz yaz yine Mehmet gezdirmişti bize, ondan ötesini yıllardır görmüyordum.

Yassıören çevresi hep buğday tarlaları ile dolu, maşallahı var ekinlerin, kar yağmur bol yağınca her şey bereketli. Ekin tarlalarına bakınıyorum, kimse sarı buğday ekmemiş, görsem hemen inip ütmelik toplayacağım. Ekinlerin arasında kuzu, koyun sürüleri otluyor. Eskiden ekin arasına sürü salmak yasaklanırdı, kır bekçisi çobanları sokmazdı ekin arasına. Şimdi kalkmış o yasaklar. 

Eşşekçi dediğimiz yerde Batbat Emminin hanı vardı, yıllar önce bu bölgeden geçenler o handa konaklardı. Şimdi han viran olmuş, dört duvarı kalmış geride.  

Kuyulu’nun düzlüğa varınca Başara’nın, Derbent’in dağları görünüyor. Oradan geçerken çocukluk yıllarımda tutulduğum fırtına geliyor aklıma.

Daha ilkokuldayım, çift sürüyorum Kuyuludaki tarlada. Babam öküzleri alıp ümmeciye gitmişti Niyaz Dedeme. Fırtına tam da onların çift sürdükleri Yukarı Kurtderesinden çıkıp gelmişti. Bir anda kapkara olmuştu gökyüzü. Arada bir kara bulutları yırtıp giden şimşekler aydınlatıyordu ortalığı. Yağmur, dolu, rüzgar, müthiş korkmuş, atların koşumlarını çözüp köye doğru koşmuştum. Hana sığınmak bile aklıma gelmemişti, bir başıma handa kalmak da korkutmuştu belkide. 

Mehmet gilin yaylası Akpınar yolunun hemen altında. Biraz soluklandıktan sonra bizim yayla yerine doğru iniyoruz. İreygen yaylası bizim başlıca yaylalarımızdan biriydi. O bölgede ekin olmadığı zaman oraya çıkardık. On onbeş aile olurdu bizimle birlikte. Dilkicinin tarlasındaki pınar hala akıyor. Tarlanın kuzeyindeki armut ağacı daha büyümüş. Aşağı İreygenin meşelikleri onlarca yıl önceki gibi sanki. Köçet tepeleri, Malas Göleti görünüyor. Bu gölet yoktu o yıllarda. İki yıl önce Bilecik’ten Çoka tarafına geçmiştim. O koca pınardan eser yoktu.

Akpınar gediğine çıktık, karşıda Bilecik, Kartal Kayası görünüyordu. Yıllar önce Recai Kıcıkoğlu ve dağcı arkadaşlarla o dağa çıkmıştık Ladik tarafından. Köylülerimizin iki yaylası vardı Akpınar’da. Kayaların üzerine oturup çevreyi seyrettik, daha doğrusu onlar seyretti ben anıların izinde koşturup durdum. Akpınar’ı görecek tepeye kadar çıkarırdık kuzuları, oradan geri dönerdik.

Süt, ayran, çay derken Adem’in çalıp söylediği türküleri dinlemek müthiş keyifliydi. En büyük keyif de Mehmet’in annesinin pişirdiği, yaylalarımızın vazgeçilmez yemeği höşmerimi yemekti. Sofra kalkarken şehirde un helvasını höşmerim, diye yutturan sahtekarları düşünüyordum.
O güzel konukseverliklerinden dolayı Atak ailesine teşekkür ederim.

Zeki Oğuz

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com