Siyaset zor zanaattır, ince iştir. Siyasetçinin, şöhreti yakalayan sanatçılar gibi, özel hayatı mercek altındadır. Lakin, dile düşmek sanatçıya reklam olurken siyasetçinin başına bela olur.
Bu yola girmişseniz, karşınıza ne zaman ne çıkacağını bilemezsiniz. Sosyal hayatınızı, iş ilişkilerinizi; dününüzü, bugününüzü gözden geçirerek karşınıza çıkabilecek maniaları hesap edeceksiniz. Topluma mal olmadan, özel hayatınızı yaşıyorsanız, yakın çevreniz dışında kimse sizin ne yapıp ettiğinizle meşgul olmaz. Kendinizden eminseniz yolunuz açık olsun, emin değilseniz oturup bir düşünmelisiniz. Zira icabet ettiğiniz yer kurtlar sofrasıdır. Siyasi tarihimizde kimler, neler yaşadı, bir göz atın.
Demirel, mühendis olarak kalsaydı; ne yeğen-yiyen davası olur ne Morrison Süleyman denir ne de ailesi hakkında çirkin dedikodular edilirdi. Barajlar kralı olmak ona yetmedi, uzun ve meşakkatli yolu tercih etti.
Türkeş, büyük bir misyon üstlenmeyip hayatın olağan akışına uysaydı, belki de devrinin Genel Kurmay Başkanı idi. Sürgün edildiği Yeni Delhi’den Menderes’in idam edilmemesi için Cemal Gürsel’e mektup yazdığı halde, ömür boyu Menderes’i astıran adam olarak suçlanmazdı; hep devletin yanında olduğu halde zindanları ve tabutlukları mesken edinmezdi. Ama o mücadeleyi seçti.
Erbakan, zeki bir mühendisti, alanında profesör oldu; önemli projelere ve buluşlara imza attı. Siyasetin dışında kalabilseydi, belki daha mutlu olurdu; yine zengin olabilir, onca zahmet ve mihnetle karşı karşıya kalmazdı. Ama o enerji fışkıran ve bu süreçlerden beslenen bir adamdı.
Ecevit, Rahşan Hanım’a şiir yazmakla kalsaydı, eminim çok daha mutlu olurdu. Ama daha anlamlı ve mücadeleci bir yolu tercih etti.
Bahçeli, akademik hayatta, profesör olarak yoluna devam etseydi, sade yaşantısına ve akçeli işlere bulaşmamasına rağmen onca çirkin iftiralara maruz kalmaz, hakkında montaj videolar yayınlanmazdı.
Ah Baykal, gençlik yıllarından itibaren heves ettiğin siyaset arenasında ön almasan; madem aldın, bazı güç odaklarına karşı durmasan kaset operasyonuna maruz kalır mıydın?
Ne ilginçtir ki; hiçbirisi başına gelenlerden ne şikayetçi ne de pişman oldular. Sanırım hepsi yapamadıklarının burukluğu içinde hayata veda ettiler
Kılıçdaroğlu, SSK Genel Müdürlüğü’nden emekli olup köşesine çekilseydi; sırtından hançerlenir, şimdilerde mutsuz bir arayış içinde olur muydu?
Erdoğan, İstanbul’da futbol oynayıp, ticaret yaparak para kazansa, arada bir de hobi olarak şiir okusaydı; diploması sorgulanır, hakkında doğru-yanlış onca söze muhatap olur muydu?
Hamama giren terler. Bu yola girmişseniz; geçmişinizden, yaptığınız işlerden, aile hayatınızdan, diplomanızdan emin olacaksınız. İmamoğlu, babasının şirketinde bir üst düzey yönetici veya patron olsaydı, usulsüz bir yatay geçişle, normal şartlarda kazanamadığı bir üniversitede öğrenip görüp mezun olduğu konuşulmazdı bile. Ülkeyi yönetmeye talip olmuşsanız, bu ve benzeri konular hem konuşulur hem de dava konusu olur. Siyaseten üstüme geliyorlar, benden korkuyorlar, demenin bir anlamı yoktur. Başarının anahtarı azimli olmaktır ama aşırı hırs zarardır. Daha seçime üç yıl varken, yangından mal kaçırır gibi, bu acele niye? Önce önünüzdeki görevi hakkıyla yapın, zamanı gelince yola çıkarsınız. Bu konuda Mansur Yavaş’ a katlıyorum. Lakin, üç kez CHP’den belediye başkanı adayı olan ve iki kez kazanan Yavaş’ı partisinin hala kabullenmemiş olması düşündürücüdür. Bu durum da Yavaş’ın sınavıdır.
Perde gerisinde birtakım oyunlar kurulsa da milletin sağduyusu her daim galip gelir; son tahlilde haklı olanı, samimi olanı, yönetme kabiliyeti ve şaibesiz olanı bulur, çıkarır.
Bu ülke; 1960 ihtilalini, 12 Mart muhtırasını, 12 Eylül darbesini, 28 Şubat sürecini ve 15 Temmuz’u durup dururken yaşamadı. Evet, siyaset zor zanaattır. Yola çıkarken abdestinden şüphen, sırtında yüklü bagajın olmayacak.
Milletin karşısına çıkarken iyi düşünün!
MehmetAkpınar
Mut, 130325