“Bu roman, bir bıçkının bir ağaca sürülüş, bir köyün kuruluş, bir kızın bir oğlana, bir oğlanın bir kıza vuruluş, tarihin sert dönemeçlerinde savruluş öyküsüdür.”
Sekalı yıllarda tanış olduğumuz bir dost, bir akraba. 8 ay sürgünde yaşadığım Dalaman’da bir yoldaş olduk. 1990 yıllardan bu yana dost olmak. Bir arada olmak. Bir sahil köyünden günlük başında Boğaziçi Üniversitesi’ne giden yol haritası. Boğaziçi Üniversitesi Folklor kulübünde Fethiye Tahtacı samahlarını taşımak. Makine mühendisi olarak Seka’da çalışmak. Öteki olmaktan kurtuluş. Şef, kısım müdürü olmak.
Emekli olduktan sonra eşi, çocukları ile kültürel çalışmaların içinde olmak. Bir de baktık, şiirler, öyküler, derken roman ortaya çıktı. Çaldığı sazın tınısı, söylediği türkünün seslerini şiirlerinde, öyküde ve romanda gördük.
Tahtacıların dağlardan kente geliş öyküsü. Ağmet Ağalar, Pehlivan Ağalar. Sahilde baraka evler. Sonra deniz kenarının imara açılması ve turizm alanı ilan edilmesi. Arpa, karpuzdan başka ürün vermeyen alanların oteller ve pansiyonlar ile dolması. Günlük başından Çalış sahili.
İşte roman kahramanı Ferhat ya da Ferad; bu çalkantılı yaşamın içinden zorlukları aşa aşa yaşama sıkı sıkı sarılması. Besleme, yetim bir çocuk. Bir kefil bulamadıkları için köy enstitüsüne gitme olanağı bulamaz. 12 yaşında amelelik, amca, amca çocukları ile yaşamın zorluklarını görmesi.
Askerlik, telsizci olmak. İşte ona umut. Ortaokul bitirme, dışardan okunan lise. Ve Bolu’da yel memuru olmak. Eş, çocuklar. Kendinin hayallerini çocukları gerçekleştirir.
Romanda, Cumhuriyet döneminin içinde var olma yarışı. 12 Mart, 12 Eylül’ün sol düşünceye vurduğu darbeler. Onların dayanışma ruhu.
Başlangıçta Aliş’in dayanışma ruhu ile dağlardan kente inişleri, serin yaylalardan sahil sıcağına uyum sağlama mücadelesi. Birlikte yapılan çardak evler. Çatılar, kapılar kendi emekleri ile yapılmış.
Roman içinde Tahtacı yaşamı, inançları yerini alır. Sazlar çalar, nefesler okunur, samahlar dönülür.
Anası Fatma, genç yaşında krom tozlarından kanser olması. Erken başlayan yetim çocuk. Ona bakan, ona kol kanat geren ana ve akrabalar. Komşu, akraba dayanışması.
Yıllar geçer Ferad, kendini cami avluna bırakan anne babasını bulur. Babası suçlu, içine sindiremez, bir türlü kabullenemez. Bunun suçlusu sanki Ferad. Onu bir türlü kabul etmez. Ama anası, kardeşleri ona sıkıca sarılır. Besleme ve yetim Ferhad gün olur. Çalış’a gelir. Çardaklar artık apart olur, apartman olur. Ama çardağın yaşam sevinci, komşular ile sohbet. İşte onlar biter ya da çok özlenir.
Mahallenin çocuğu olmak zordur. Başka köyden besleme gel. Ekmeğini yedim diye, büyüdüm diye muhtarlık iste. İşte bu olmaz. Öyle dediler. O da onlara uydu. Oysa çok iyi bir muhtar, çok iyi bir belediye başkanı olabilirdi. Öteki olmak ne zor şeymiş.
İnançlarını yerine getirmek için yıllarca Nif, Madran, Toroslar’da Teke Dağları’nda gez gez, sonra da bir sahile yerleş. Zor bir yaşam. Orman havasından deniz havası. Dağ yaşamından çiftlik yaşamına geçme mücadelesi. Seka, krom işletmeleri ve turizm gelirleri.
Göçler, sevmeler, sevişmeler. Kız isteme, düğünler, inançların her birinin atlatılmadan yerine getirilmesi.
Eğer Fethiye Çalış’a yolunuz düşerse, orada emekliler parkı var. Bu öyküler orada masalarda dile gelir. Yazarımız Ali Talaş, işte orada dinlediklerini, dağarcığına kattıkları olayları roman olarak bize sunmuş.
(*) FERHAD’IM / ALİ TALAŞ. Günce Yayınları.