DOLAR
8,5970
EURO
10,1186
ALTIN
484,04
BIST
1.426
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Parçalı Bulutlu
31°C
Mersin
31°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
32°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Salı Az Bulutlu
32°C

Nihat MUSTUL

YAZARIN KALEMİNDEN

KENDİSİNİ ALKIŞLAYAMAYAN BAŞKA KİMSEYİ ALKIŞLAYAMAZ

Alkış ki, çağlar boyu süregelen, her olgu gibi zamanla gelişip değişikliğe uğrayan, her toplumda var olan derin bir kültürdür.
Öz olaraksa alkış, özendirmek, onurlandırmak, kutlamak, cesaretlendirmek, iyi dileklerde bulunmak anlamlarını taşır.
Alkış üzerine bir incelik daha, alkış; düşünce ve eylem olmaktan çıkmış, ikisinden de daha ileri, alkışlamak eyleminin sonucudur.
Tabi bizim burada asıl üzerinde durmak istediğimiz alkışın tarihi değil, günümüzün alkışıdır; bu konuda söyleyebileceklerimizdir, söylemek istediklerimizdir.
Günümüz derken şunu da söylemeden geçmemek gerekir. Eskiden padişahların birer alkışçıbaşı bulunur, padişahları halk, bunların bir işaretiyle alkışlara boğarmış.
İsterseniz burada, Cenap Şahabettin’in şu sözünü de anımsatmış olalım: “Seçkinler beğendikçe alkışlar, halk ise alkışladıkça beğenir.”
Günümüzde alkışlar ne duruma gelmiş; bir an için gözlerimizi ve kulaklarımızı anılarıyla işbaşına çağıralım isterseniz…
Alkış bir çocuğun, bir gencin, bir insanın yaşamında ne kadar etkili, bunu hepimiz biliyoruz aslında.
Hani halk arasında bir söz vardır, “Sanatçının ekmeği alkıştır” denilir ya, aslında bu herkes için geçerlidir. Çünkü alkışın bir adı da sevgidir. Yalnızca insanlar değil hayvanlar bile alkışlanmayı hisseder, alkışlanınca sevinir, sevgi verir.
Siz ne dersiniz bilmiyorum ama ben alkışı temel olarak ikiye ayırıyorum. Bilinçli alkış, bilinçsiz alkış!
Bilinçsiz alkış, bilinç düzeyi gelişmemiş/geliştirilmemiş, gerici, geri kalmış, ekonomisi, sanatı, kültürü gelişmemiş, baskıcı toplumlarda görülür en çok. Hatta yaratılır, özendirilir, zorlanır…
Genellikle “şakşakçı” denilir bunlara. İlle de ince çıkar ilişkileri vardır işin içinde.
Daha çok da siyasidir. Kitlelerle çığlığa dönüşür. Alkışladıklarının yalan söylediğini düşünemez bile kalabalıklar. Bu yetileri ellerinden alınmıştır çünkü.
Bir kişi bir kişiye de yapabilir bilinçsiz alkışı, siyasi olmaya bilir de…
Bilinçli alkışsa bütünüyle bir bilinç işidir. Aydınlanmış, çağdaş, kültür sanat düzeyi yüksek insanlarda ve toplumlarda yapılır en çok.
Kimisi “Alkış gereksiz, azdırır insanı, pek etik değildir” dese de, ben katılmıyorum bunlara. Katıldığımsa, “yağcılık, yalakacılık” niteliğinde ve de amacını aşmış alkışlardır.
Bir alkış anlayışım da, bir insan ille de iki el birbirine vurarak alkışlanmaz. Bir çocuğu, bir genci, bir yaşlıyı, bir sanatçıyı, bir işçiyi, bir köylüyü alkışlamanın o kadar yolları var ki…
Bir kültür sanat etkinliğini alkışlamak, o etkinliğe katılmakla başlar ilk başta.
Bunları düşünüp, bunları yaratmalıyız biraz da.
Yine söylüyorum, alkışın bir adı da sevgidir.
Bir sevdiğim alkışsa, hiç kimsenin onurunu kırmadan, tepki alkışıdır, bunu kitleselleştirebilmektir.
İşin bir de şu yönü var; kendisini alkışlayamayan başka kimseyi alkışlayamaz. İnsanın can damarı biraz da burasıdır işte.

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.