DSİ’de uzun yıllar; taşkın suları, dere ıslahları, taşkın koruma ve taşkın kontrol tesisleri konusunda görev yapmış biri olarak, son günlerde Mersin ilimizde yaşanan sel felaketini görünce geçmişe doğru bir yolculuğa çıktım.
Anamur’dan Tarsus’a kadar tüm taşkın dereleri, karakteristik özellikleriyle birlikte adeta zihnimize kazınmıştı. DSİ olarak İl Taşkın Koordinasyon Kurulu’nda bu konuda sunumlar yapmış; sorunlara, müdahalelere ve çözüm yollarına dikkat çekmiştik. Taşkına konu olan Mezitli Deresi de bu derelerden biriydi.
Her afet gibi taşkın da önlenemez bir doğa olayıdır. Ancak yapılan ıslah çalışmaları, taşkın tesisleri ve taşkın koruma yapılarıyla kontrol altına alınabilir; havzadan gelen yağmur suları, çevreye zarar vermeden ya da en az zararla denize, göle veya ırmağa ulaştırılabilir. Mezitli Deresi’nde ıslah çalışmaları yapılmıştı. Ne var ki şehrin dinamik yapısı içinde; yapılaşma ve benzeri müdahalelerin önlenmesi, köprü ve menfezlerdeki tıkanmaların zamanında giderilmesi hayati önemdedir.
Yasa ve yönetmelikler gereği; Büyükşehir Belediyesi olan illerde dere ıslahları Büyükşehir Belediyelerine devredilmiş olup, her türlü çalışma DSİ Genel Müdürlüğünün görüşü alınarak belediyeler tarafından yapılmak zorundadır.
Bu çerçevede, DSİ’den sonra Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde Fen İşleri Daire Başkanı olarak görev aldığım dönemde; bu konuları ele alabilecek yeterli teknik personelin, ekipmanın ve bilgi birikiminin olmadığını üzülerek gördüm. Üst yöneticilerin de bu konuda bir vizyona sahip olmaması nedeniyle girişimlerim sonuçsuz kaldı. Taşkınla mücadele, mevcut makine imkânlarıyla sınırlı ve geçici müdahalelerden ibaret kaldı.
Pasif göreve alındığım yıllarda Mersin’de ciddi bir sel felaketi yaşandı. Hatta özel otomobilim, diğer 22 araçla birlikte servisin atölyesinde sel suları altında kalarak pert oldu. Onca zarardan sonra Büyükşehir Belediyesi tarafından taşkın zararlarının tespiti ve alınacak tedbirler konusunda bir komisyon kuruldu. Ancak bu konuda tecrübeli bir teknik personel olmama rağmen, şahsıma komisyonda görev vermek akıllarına dahi gelmedi.
Genel olarak belediyelerde kurumsal hafıza, bilgi birikimi ve arşiv sistemi zayıftır. Liyakat esasına göre görev verme anlayışı ise neredeyse yoktur. Oysa belediyeler, temel itibarıyla teknik kurumlardır. Buna rağmen teknik kadrolar çoğu zaman zayıf tutulur; işin ehli insanlarla çalışmaktan kaçınılır.
“Sosyal belediyecilik” adı altında, şova yönelik popülist politikalar her zaman daha fazla rağbet görür. Çünkü oya dönüşmesi ve sandığa girmesi daha kolaydır. Bedelini ise yine o kentin insanları öder.
Geçtiğimiz aylarda kamuoyuna da yansıdığı üzere, teknik bir ihmal nedeniyle Mersin ilimiz on gün susuz kaldı ve MESKİ Genel Müdürü görevden alındı. MESKİ, teknik altyapı hizmeti sunan bir kurumdur. Ancak atanan yeni genel müdür teknik kökenli değildir. Elbette kişiliğine ve kendi alanındaki birikimine sözümüz olamaz; ancak teknik bir kurumun başında yetkin bir teknik insan bulunmalıdır.
Ah liyakat…
Sonuç olarak; Büyükşehir Belediyeleri yetki ve sorumluluk alanları geniş, gelirleri yüksek kurumlardır. Görevler liyakat esasına göre verilmeli; siyasi anlayış ve rant hesaplarıyla görev değişikliklerine gidilmemelidir. Hizmet verenin de hizmet alanın da hukuku korunmalıdır.
Ancak bu şekilde kurumsal hafıza gelişir, bilgi birikimi artar ve hizmet kalitesi yükselir. Belediyeler de tartışmalı kurumlar olmaktan çıkar.
Sorun da çözüm de tam olarak buradadır.
✍️ Mehmet Akpınar
01.02.2026


