Mut İlçemiz

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 11

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 11
Serkan YALÇIN
Serkan YALÇIN( smmmser@hotmail.com )
16 Eylül 2020 - 21:03

AŞK

Uzun ve şehirlerarası yolculukları sevmiyorum. Şoförün selektör sesinden başka ses yok. Hayatımın son yirmi yılı yolculuklarla geçti. İçimde hiçbir zaman geçmeyen bir heyecan var. Dümdüz Konya Ovasını ve ardından Karaman’ı geçtikten sonra Toros Dağlarını görüp yol kıvrılmamaya başlayınca ‘tamam oğlum, geldik artık’ dersin ve aşağıya inene kadar öyle bir heyecanlanırsın ki, Zeytinlik Mevkiindeki o son virajı döndüğümüzde Yapıntıya gelene kadar ki o düzlükte dünyalar senin olur…

Her gece yolculuklarıma çıkmadan önce anneme telefon açar bana arabaşı çorbası yapmasını isterdim. Otogara geldiğimde Karacaoğlan Çınaraltı Parkı’ndan hızla çıkar Laal Paşa Camiinin önünde kumru seslerinin içinde elimi yüzümü yıkardım. Motosiklet sesleri ilçeyi işgal etmeden eve gidip çorbamı içmem gerekirdi.

Ne büyük mutluluk insanın ailesinin yanına koşa koşa gitmesi. Artık bu duyguların hiçbirini yaşayamıyorum. Annemi de babamı da kaybettim. Ama istiyorum ki, memlekete gelince bana birileri arabaşı çorbası yapsın. Artık bir sabahçı lokantasına giriyorum ve çorbamı orada içiyorum.

Kalenin dibinde müşteri bekleyen at arabacıları ile pazardan gelecek eşyalar için pazarlık ettiğim günlerden park edilen araçlardan yürünemeyecek hale gelen bir ilçe olmuş Mut. Her geldiğimde eski zamanlardan kalma izleri takip ediyorum. Pazar yerine gidiyorum; teyzelerin sattığı otlara, meyvelere, sebzelere, peynirlere bakıyorum onlardan alışverişler yapıyorum. Cumhuriyet ilköğretim okulunun olduğu yerden yukarıya Mutlu Sokağa doğru çıkıyorum. Terkedilmiş eski Mut evleri. Sokağın adı Mutlu ama sokak kaderine terkedilmiş ve mutsuz…

Eskiden Pazar günleri ekmeğin az çıktığı zamanlar vardı, hatırlar mısınız? Merkez Mezarlığın yan tarafında belediyenin ekmek fırını vardı. Pazar günleri bakkallarda ekmek kalmazsa bir umut Belediye ekmek fabrikasına giderdik. Orada beklediğimiz kuyruğun sonunda eğer ekmeği alabilirsek büyük bir mutlulukla Kale Mahallesinin oradan aşağıya doğru koşa koşa eve giderdik. Zaman ne kadar hızla akıp geçiyor. Hepimiz birçok şeye çok çabuk ulaşabiliyoruz ama hiç birimiz eskiden olduğu kadar mutlu değiliz, sizce de öyle değil mi?

Benim hayatımda en mutlu olduğum anlardan bir tanesi nedir biliyor musunuz? Cumartesi pazarları Mut Otogarının üst tarafında gazete almak için kuyruğa girmekti. Gazetelerin iplerinin sökülmesi, sıraya dizilmesi, eklerinin ayrılması ve sırada beklerken yaşadığım heyecan. Çoğu zaman gazeteyi ilk babam okumak isterdi. Onun için sayfalarını hiç açmadan gazeteyi eve götürürdüm. Ama yol boyunca neler var, neler yazıyor acaba diye de çok merak ederdim. Kuponları biriktirdiğimiz dönemler ve tabaklar, çanaklar, ansiklopediler, kitaplar… Hiç düşünmezdim o günleri özleyeceğimi. Acaba her şeyin az olması veyahut bu kadar kapitalizme mahkûm olmamak bizleri bir arada mı tutuyordu?! Ekmek sırası, gazete sırası özlenir mi? Bunları özlediğimi düşünmüyorum ama o zamanki bu küçük mutlulukları özledik galiba. Ulaşılması zor olan her şey çok tatlı oluyor. Teknoloji çağı gelecek diye diye doksanlı yılların ikinci yarısında haykırmaya başladı tüm dünya. Ama teknolojinin bu kadar faydası var iken bizleri de birbirimizden bu kadar uzaklaştıracağını hiç kimse hesap etmiyordu bence…

Öğrencilik yıllarıma başladığımda PTT jetonlu ankesörleri yeni yeni kartlı ankesörlere çevirmeye başlamıştı. Cep telefonu yeni yeni çıkmaya başladı, kimse ne olduğunu tam anlamıyla anlamamıştı. Ben ve arkadaşlarım her akşam ailemize telefon açmak için telefon kuyruğunda sıraya giriyorduk. Sırada yarım saatten fazla, bazen bir saate yakın beklemek ve maksimum beş dakika sürecek bir konuşma. İnanın hiçbir konuşmam o zamanki kadar heyecanlı ve güzel olmadı.

Mahrumiyet güzel bir şey değil elbette ama şunu bilmenizi isterim. Her şeye kolay ulaşmakta o kadar güzel bir şey değil. Düşünsenize eskiden sıla varmış, gurbet varmış, hasret varmış, beklemek varmış, sabretmek varmış. Bütün bunların sonucunda şiirler yazılmış, şarkı sözleri yazılmış, besteler yapılmış. Ağıtlar yakılmış, türküler söylenmiş. Şimdi her şeye o kadar kolay ulaşıyoruz ki. Ne sıla kaldı ne gurbet, ne hasret. Ne Ferhat kaldı ne Şirin, ne Leyla ile Mecnun, ne Kerem, ne de Aslı…

                Uzun ve şehirlerarası yolculukları sevmiyorum. Aklıma ne gelirse bu yolculuklarda yazıyordum ve ilk defa âşık olduğumu bu yolculuklarımın birisinde anladım. Ne zaman âşık olduysam o gün yazmayı da bıraktım. O gün bu gündür hiç yazmamıştım. Şimdi düşünüyorum da yazmayı bırakmakla ne büyük bir hata yapmışım…

Eşik

Bir fikir, bir şekil dalında olgun

Bu ağır sallanan hazan meyvası,

Gurbet, mendillerin çırpınan yası,

Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,

Her türlü ışığa kapanmış gözler,

Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan

Rengiyle toplanır bende ve akşam

Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş

Gelir ta kalbimde düğümlenir…

Ahmet Hamdi Tanpınar

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com