Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
14°C
Mersin
14°C
Az Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
13°C
Pazartesi Az Bulutlu
11°C
Salı Parçalı Bulutlu
11°C
Çarşamba Çok Bulutlu
12°C

Ali UYSAL

ÖYKÜLERİYLE KARACAOĞLAN ŞİİRLERİ

    YAYLADAN İNERKEN BİR GÜZEL GÖRDÜM – Ali UYSAL

    Mevsim güze dönmüştü. Yörüklerin yaşamında devinimin çok olduğu zamandı. Beş altı ay gibi bir zaman yaylada yaşamışlardı. Yaylaları, Mut, Mara gibi yerleşim yerlerinin çok yukarılarında, Söğüt, Taşpınar örneği, Torosların yüksek yerleriydi.

    Yaz boyu oğlaklarını, keçilerini tepelerin çayırında, çimeninde otlatmışlar, buz gibi sularından kana kana içmişler, içirmişlerdi. Ne var ki kış yaklaşıyordu. Kışın buralarda yaşanmazdı. Çok kar yağar, çok soğuk olurdu. Üşümek bir yana hayvanlar yaza ulaşamazdı. Göç zamanının geldiğini kuşlar haber verirdi. Göçmen kuşlar harika dizgilerle sıcak ülkelere akın ederdi. Sanki tüm yaşam koro halinde haykırırdı: “Göç, göç!”

    Gerçekte Yörüklerin iki yurdu olurdu: Kışlık, yazlık. Kimi obalar kışlak, yazlak biçiminde de adlandırırdı. Doğaldır ki iki de göçleri olurdu: İlkbaharda, sonbaharda. Bu göçler bir yaşam harikasıydı: Yanakları küçüklü büyüklü çanlarla donatılmış develer, analarına karışmış oğlaklar, kimi yaya, kimi atlara binmiş gençler, eller kınalı, gözler sürmeli Yörük kızları…

    O sabah o da bu duygu, bu düşüncelerle uyanmıştı. Sazı elinde, sözü dilinde yollara düşecekti. Dağlardan yürümeyi severdi. Dağdan dağa, kara çalılar arasında, şiirsel duygularla, sevdalı düşlerle yürüyordu.

    Birden bir lümbürdek sesi geldi kulağına. Bu demektir ki yakınlarda bir Yörük göçü var. Batı kesimdeki ana yoldan geliyordu çan sesi. O yana yöneldi. Bir de ne görsün! Tüm özellikleriyle bir göç yayladan kışlağa gidiyordu. Obanın en güzel kızı çekiyordu katarı. En öndeydi. Fakat o da ne! Ağlıyordu. Göç zamanı gençlerde üzgüler çok görülürdü. Altı ay gibi bir süre sevdiklerinden ayrı kalacaklardı. Böyle bir durumda saz çalıp türkü söylemeden geçemezdi. Bir kaba ardıcın köküne oturup vurdu sazının tellerine. Yanık sesini salıverdi boşluğa.

    YAYLADAN İNERKEN BİR GÜZEL GÖRDÜM

    Yayladan inerken bir güzel gördüm,
    Ağlar melil melil, bilmem nedendir?
    Ak yerine karaları başına,
    Bağlar melil melil, bilmem nedendir?

    Ağrır başım, kulaklarım çınılar,
    Yaralarım göz göz oldu, yeniler.
    Hastaların derdi vardır, iniler,
    Sağlar melil melil, bilmem nedendir?

    Kirmeni de kılıcımız kirmeni,
    Taştan dönmez mızrağımın yalmanı.
    Böyle imiş padişahın fermanı,
    Dağlar melil melil, bilmem nedendir?

    Karac’oğlan der ki: Dinlen sözümü,
    Aşk yoluna yandırırım özümü.
    Dökülmüş yaprağı, kalmış üzümü,
    Bağlar melil melil, bilmem nedendir?

    *

    Göçler, gelinler, kızlar toz oldu, toprak oldu. Bir iz kalmadı onlardan. Ne var ki kaba ardıcın dibinden yükselen o ses beş yüz yıldır susmadı, yankılanıp durdu.

    Yazarın Diğer Yazıları