Mut İlçemiz

ANILARIM / 3

ANILARIM / 3
Konuk Yazar
Konuk Yazar( bilgi@mutilcemiz.net )
05 Haziran 2020 - 18:45

Bu yaşantı içerisinde terzide işini yaptığımız kimselerin verdiği birkaç kuruşla Müderris Mustafa Efendi‘nin açtığı özel kütüphaneden geceliği beş kuruşa kitap kiralayıp okumaya çalıştığımı hiç unutamam. Kerime Nadir’i, Esat Mahmut’u o sıralar tanımaya başladım.
O dönem (1930-40-50’li yıllara sarkan dönem) milletçe bir okuma açlığı, okuma özlemi içinde idik. Dağ başlarında yaşayanların bu okuma özlemini, “Çerçi” dediğimiz küçük sermayeli gezgin satıcılar gidermeye çalışırlardı. Bu satıcılar, omuzlarına asılı özel kitap torbalarının içine yan yana dizilmiş 10-15 kuruşluk küçük kitapçıklardan 150-200 kadarını koyar köy köy, yayla yayla gezerek kitap satarlardı. Maarif, Remzi ve Kanaat Kitabetlerinin yayınları en çok satanlardı. Parası olmayanlar bile bir parça yün, biraz çökelek karşılığı kitap almaya çalışırdı. Karaca Oğlan’ı, Kerem ile Aslı’yı, Sürmeli Bey’i, Hazret-i Ali, Muhammet Hanifi cenklerini ve benzerlerini de o sıralar okumuştum.

Terzide çalışırken üzerime giyecek bir elbise, ayağıma giyecek bir ayakkabım yoktu. Kışın soğuktan korunmak için galiba Mustafa abimin eski bir çulaki (o zamanın kaba, ucuz bir kumaş cinsi) ceketini sırtıma aldım. Zaten eski olduğu için kış içinde kumaşları dökülmeye başladı. Yaka kısmı tamamen dökülmüş telaları çıkmıştı. Ceket yarı yolunmuş tavuk görüntüsü veriyordu. Ayağımdaki ayakkabının pençesi tabanından ayrılmış, düşmemesi için iplerle bağlar ayağımda kalmasını sağlamaya çalışırdım. Bu vaziyette yaz gelmişti. Bir gün usta bana: “Baban gelmiş Çınaraltı‘nda oturuyor, git ona söyle sana birkaç metre grized (O zamanın en ucuz giysilik kumaşı galiba, metresi 35 kuruştu) alıversin de sana bir pantolon dikelim” dedi. Hemen gittim, babam bir arkadaşı ile oturuyordu, ustanın dediğini aktardım; bana şöyle bir baktı: “Sen üzerindekileri biraz daha dikiştir idare et” dedi. Benim nasıl bir ruh çöküntüsüne uğradığımı ben anlatamam ya kimse de anlayamaz…

Yanındaki arkadaşı kim olduğumu sordu O da “Oğlum” dedi. Bir ağlama krizine tutulmuşum ki ağlaya ağlaya dükkâna geldim… Sonraları neye ağladığımı çok düşündüm, bir şey alıvermediğine değil de “Oğlum” dediğine ağlamışım gibime geliyor… O yaz gezici baş öğretmenlik kursuna gidecekti, ustaya bir pantolon diktirdi. Oralarda kopup, sökülüp şaşkın olmasın diye el işlerini arkadaşlara yaptırmayıp hepsini özenle kendim yapmıştım. İkindi üzeri dükkâna geldi, ben dükkân süpürüyordum, pantolonunu aldı arka tarafta değişti, sanki ben yokmuşum gibi davranıyordu; “Baba” dedim. Nasıl çıktı gitti… Yangından kaçar gibi… O davranışı şimdi gibi gözümün önünde…

Terzi yanında çalıştığım günlerin birinde galiba Ağustos ayının bir günü. Sabahleyin dükkana gitmeden, birisi beni çağırdığı zaman “Efendim” demedim diye Mustafa abimden tekmeli yumruklu iyi bir dayak yedim. Ağzım, burnum kanamış, giydiğim mintanın (Zaten üzerimde başka bir şey yoktu) kolları, yakası hep kan lekesi olmuştu. Dükkana gitmek için evden çıktım. O kan bulaşıklı giysi ile utanıyordum. Köprüye gelince anama gitmek hatırıma geldi. Anam yaylada idi, biliyordum. Varsın olsun… Yönümü çevirdim yaylaya. Sabahleyin kahvaltı bile yapmamıştım. Düz yerlerde koşarak ikindi üzeri anama kavuştum. Anam beni bağrına bastı, hiçbir şey demediğim halde vaziyeti analık içgüdüsü ile anlayıp beni epeyce teselli etti. Mut’a dönmeye hiç niyetim yoktu.

Azmi abim de iki yıl terzi yanında çalıştıktan sonra kendi isteği ve anamın çabasıyla Düziçi Köy Enstitüsü‘ne gidebilmiş, bu yıl dördüncü sınıfa geçmişti. Ben yaylaya vardıktan birkaç gün sonra izinli geldi. Yanında Araplı aşiretinden Ali Rıza Aslan da vardı. İki gün kaldılar. Abim beni de alarak Mut’a gittik. Benim durumumu duyan Ali Rıza abi bana okulu, okul yaşantısını, okulun bizim gibiler için en iyi okul olduğunu o kadar güzel anlatmış ki kimseye söylemeden gitme yolları aramaya başladım. Beni sadece anam destekliyordu. Abimin izni bitmeye yaklaştığı sıra ben hiç peşinden ayrılmıyordum. Ne yaptı, ne ettiyse benden kurtulamadı. Beni götürmek istemediği halde onunla okula gitmeyi başardım. 1944 yılı 30 Ağustos günü Düziçi Köy Enstitüsü‘ne kaydımı yaptırdım. Abim de, ben de Köy Enstitüleri‘nde okuyabildiysek bu anamızın desteği sayesinde olmuştur. Anam zeki, akıllı bir kadın olduğu için okumanın yararlarını biliyordu. O kısır imkânlarını zorlayarak bizim hiç olmazsa Köy Enstitüleri‘nde okumamızı sağladı…

Devam edecek…

Doğan ATLAY

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com