Karamsar bir yazı ama son dönemlerde yaşadıklarımızdan sonra şimdilerde duygu durumum bu…
Eskiden ihanetler daha gizli kalıyordu; şimdi mesajlar, ekran görüntüleri, sosyal medya ve sürekli bilgi akışı nedeniyle her şey daha hızlı ortaya çıkıyor. Bu yüzden hem gerçekten bazı bağlar zayıfladı hem de insanlar ihaneti daha sık görür oldu. Anlayacağınız normalleşti, sıradanlaştı… Ama asla normalimiz olmasın. Bazıları için bu değerlendirmem biraz sert gelebilir. Ama İHANET affedilmemeli. Çünkü bendeniz şairin de dediği gibi: “Affetmenin Hafifliği Büyütür İhaneti”.
Ayrıca ihanet konusunda sadece benim görüşlerim sert değil. Yasalar da güveni bilinçli şekilde ihlal eden, zarar doğuran ve toplumsal düzeni bozan fiilleri ağır yaptırımlarla karşılar. Örneğin, ülkesine ihanet edenler çoğu ülkede en ağır suçtur ve en ağır cezalarla karşılık bulur. Keza diğer ilişkilerde de karşılığı ağır.
İhanet, güvene dayalı bir bağın, kişisel çıkar, güç veya başka bir menfaat uğruna bilinçli biçimde bozulmasıdır. Evlilikler ihanete uğruyor. Dostluklar ihanete uğruyor. Ülkeler ihanete uğruyor. Partiler ihanete uğruyor. En sonunda insanın kendine ihanet etme noktası… Bütün kırılmaların aslında güvenin yavaş yavaş çöküşünden doğduğunu gösterir. Güven çoğu zaman tek bir olay yüzünden değil, küçük çatlakların birikmesiyle çöker. İnsanlar birbirine yalnızca söz vermez; beklenti, aidiyet ve görünmeyen bir emanet de bırakır. İnsan ne istediğini, neye inandığını kaybettiğinde önce kendine karşı dürüstlüğü azalır. Kendine yabancılaşan biri başkalarıyla da sahici bağ kurmakta zorlanır.
Hız kültürü, aşırı bireycilik, seçenek bolluğu aldatmacası, güven krizleri ve kişisel çıkarların ön plana geçmesinin normalleşmesi; modern ilişkilerde sadakatin zayıflamasına ve ihanetin daha kolay meşrulaştırılmasına zemin hazırlıyor. Pompalanan başarı, güç ve yüksek kazanç hırsı; insanları sonucu yöntemin önüne koymaya iter. Böylece ihanet, ahlaki bir sorun değil ‘strateji’ gibi görülmeye başlanır. Herkese gereksiz bir özgüven, kısa vadede sahip olma ve ön plana çıkma hastalığı musallat oldu.
Modern yaşam ilişkileri de tüketim mantığına yaklaştırdı. İnsanlar emek vermek yerine daha hızlı tatmin, daha kolay çıkış ve daha az sorumluluk arayabiliyor. Fedakârlık, sabır ve sadakat eskiye göre daha az değer görüyor. Sosyal medya ve dijital dünya insanlara sürekli “daha iyisi olabilir” hissi veriyor. Bu da mevcut ilişkilere bağlı kalmayı zorlaştırabiliyor. Siyasette, ekonomide, aile yapısında ve kurumlarda yaşanan kırılmalar insanların daha kolay taraf değiştirmesine yol açıyor. Güvenmeyen insan daha kolay saklıyor, kaçıyor ya da taraf değiştiriyor.
Sosyal çürümenin dibini yaşıyoruz adeta. Bugünlerde insanlar kime güveneceğine karar vermekte zorlanıyor. Hangi dala uzansa ya da tutunsa kırılıyor.
Hayatının herhangi bir alanında ihanet eden kişilerden uzak durun. Eşine, partisine, ülkesine ya da dostuna ihanet etmeyi alışkanlık hâline getiren biri, zamanı geldiğinde sana da aynısını yapacaktır. Çünkü bir alanda ihaneti normalleştiren insan, hayatın diğer alanlarında da menfaati uğruna ihanet etmekten çekinmez. İhanet çoğu zaman tek seferlik bir hata değil, insanın en ufak bir sıkıntıda seçtiği karakter yoludur.
İlişkiler gerçekten işgal altında. 19 Mayıs 1919, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı günü simgeler ve Atatürk tarafından Türk gençliğine armağan edilmiştir. Bugün gençlere verebileceğimiz en büyük şey; güvenebilecekleri bir gelecek, dayanabilecekleri bir değer sistemi ve tutunabilecekleri samimi bir umuttur. Bu noktada ne kadarını verebiliyoruz sorusu akla geliyor.




