(TOROSLARDA PINARLARDAN PINARLARA YÜRÜYÜŞ/KIZILOVA) / 14 Haziran 2026
Aslında Kızılova’ya kalabalık bir sayıyla iki yıl önce gitmiştik. Ama iki değil on iki gitseniz yine doyamazsınız Kızılova’ya. Öylesine doyumsuz bir doğa başyapıtı.
O zaman Göğden yaylası üzerinden gitmiştik, şimdi Yağma üzerinden.
Bu yıl daha bir kalabalık sayımız.
Bol bol yağmur yağdı ya bu yıl; bu yüzden doğa yemyeşil, bin bir türlü çiçek…
Yol göstericilerimiz; Kurtuluş köyü Muhtarı Cemil Tatlı, Abdurrahman Çınar ve Murat Tatlı. Üçü de oraları iyi biliyor, çocuklukları oralarda geçmiş; oğlak gütmüşler, nohut yolmuşlar.
Zeyker Yaylası, Gelinuçtuğu ve Yağma Pınarı. Hepsi farklı bir tarih, farklı bir güzellik…
Arkasından Eşek Alanı, Dereyurt Koyağı, Darboğaz, Daşpınar…
Hepsinin bir öyküsü var…
Bir soluk durmazsak küsecekmiş gibi hepsi.
Sol yanımız Büyük Eğre dağı, sağ yanımız Küçük Eğre…
İkisinin arası Gezbel, bir geçit…
Ne yazık ki yeterince doymuyoruz doğaya. İnsan birkaç arkadaşıyla gelip, her tepesinde, her koyağında doya doya kalmak istiyor ille de…
Algoyak, Körmenli, Tozlu, İbrahimli Gediği, Göksırt, Akyar, Ardıçoluk…
Her koyakta bir Yörük evi/Yörük çatması, çatmaların yakınlarında canavar korkulukları…
Kimi koyaklarda onar yirmişer arı kovanı, yine kimi koyaklarda ekin ve nohut. Güzden ekilen ekinler daha boylu, baharda ekilen ekinler yeni yeni…
İbrahimli ki, sınırları ta buralara kadar uzanır, Mut’un sınırları en geniş köyü…
Sağ yön Göğden, sol yön Söğütözü ve Çağılpınar…
Çam, katran, ardıç, karamık, dağ armudu, dağ eriği, alıç…
Yol boyu yer yer beş on kişilik mezarlıklar…
Birlik alıyormuş sütleri, kilosu 50 liraya, yaklaşık 1000 kiloymuş bugünlerde, Tarsus’un bir yaylasına götürüyormuş alan…
Güroluk ki, buradan başladık yürüyüşümüze, Akçaalan, Çataloluk ki, sıkmalar börekler buradaki Yörük evinde yendi, Hayalat Bucak, Gıvış Goyak, Armutalanı ve Kızılova…
Şalgaba, keven, çavşır, sığır kuyruğu, çoban çırası, sıyırma diken, deve dikeni, ayı gülü, dağ gülü, buldumbuşşuk, leylimkara…
Ama buraların baş çiçeği şu anda çekme çiçeği; sapsarı. Eskiden ağaç yokmuş, odun yokmuş ya buralarda, (şimdi de yok) yörüklerin birinci yakacağı çekme çalısıymış…
Kızılova ki anlatılmaz, yaşanır…
Yürüyüşümüze katılan tüm arkadaşlarımıza, emek harcayanlara, yol göstericilerimize, yürüyüşçülerimize sıkma, börek, çay, ayran hazırlayanlara ve araç sürücülerimize çok teşekkür ediyoruz.
Sevgiyle, sağlıkla, doğayla, saybanla…