“Terden apak olmuş rastıksız kaşı Dayanmış çapaya durursun Fatma Ayağa yalınayak başında poşu Kardan adam gibi erirsin Fatma
Kardan adam gibi eriyor Fatma Yağın yok tuzun yok dert kucak, kucak Her sene baharda böyle olur ancak Zemheri de soğuk temmuz da sıcak
Hep senin başına vuruyor Fatma İnceden inceye ağrıyor başı Soğudu ısınmaz düğürcük aşı Çatlamış dudağı çürümüş dişi
Sana çok ızdırap veriyor fatma Tomofiller gelmiş misler kokuyor Yazamıyor ama bira okuyor Başaltından dargın dargın bakıyor Pek bakar kör değil görüyor Fatma. “
1948 yılında dünyaya gelen Mut Kumaçukuru köyünde Fatma Eroğlu, bir ekim günü Hakka yürüdü. Sanatçı dostlar bir araya geldi. Onu sazlar, nefesler ile uğurladılar. 1966 yılında onu Musa Eroğlu ile evlendirdiler. Eşi askere gittiğinde kızı Figen ile başbaşa kaldı. Dağlarda, tarlalarda, onun ile yaşam savaşı verdi. Ormanda ekin tarlasında hem çalıştı, hem çocuğunu büyüttü. Ona sormadan onu başka birisi ile evlendirdiler. Zor yaşam devam etti. Bir kış günü köylüler Cemevi’nde iken, Musa Eroğlu köye gelmişti. Onunla karşılaştı. “ Fatma beni hala seviyor musun? “ “ Evet” yanıtını alınca, “ O zaman yarın köyün altına gel, kaçalım “ dedi.
Sabah erken buluşma yerine gelen Fatma, Musa Eroğlu ile Cipçi Necip‘in cipi ile kaçtılar. Ankara Kalesi’nde yeni bir yaşam başladı. Nazmi Örs‘ün gecekonduda yaşam devam etti. Oradan Saime Kadın da kendi gecekondularını yaptılar. İkinci bir araya gelişlerinden kızı Elvan, oğlu Emrah oldu. Saime Kadında ki evleri bir okul gibi idi. Aşıklar, sanatçılar geliyor, onların hepsine analık yapıyordu. Makaralı teyp sürekli çalışıyor, Musa Eroğlu’nun dağarcığı her geçen gün çoğalıyordu. Taşeli yöresi kültürü, Anadolu kültürüne dönüştü. Taşradan gittiğimiz de onun evinde konuk olduk. Sohbetlerimiz oldu. Gecekondudan Tuzluçayır’da eve taşındılar. Sonra Müzik Okulu, Maltepe yaşamı devam etti. Kızlar okudu, oğlu okudu. Hem de en iyi okullarda, onlar okuyamamıştı ama, çocukları okumalıydı.
Musa Eroğlu’nun yanında onun sanat yaşamına renk verdi. O konserlerde, turnelerde olduğu dönemlerde çocukların, evin sorunlarını ustaca çözdü. Sonra Mut özlemi, Sertavul’da yayla evi , hayalinde kurduğu bahçeyi yarattılar. Onları 1997 yılında iki yıl kısa süreli sonrasında evlerinin yanında bize aldıkları arsa içine yaptığımız ev ile komşu olarak daha fazla tanıma olanağımız oldu. O bir yengemdi, ama bize Abla oldu, Ana oldu.
Zaman oldu yemek sofralarını paylaştık. Bahçede çalıştık, yollarda yürüdük. Yayla günlerini iple çektiğimiz oldu. Biz yaylaya gelince, onlarda hemen Ankara’dan geldiler. Yaz geldiğinde sanatçılar, siyaset adamları, yazarlar, çizerler hep konuk oldular. Bizler de onlar ile tanış olduk.
Onu sırlamaya gelen Av. Hüseyin Aslan, Dr. Servet Ünsal, Ahmet Özgül, Selahattin Aslan, Remzi Kırmızı, Mahmut Özdemir, Ramazan Avşar, Yolcu Bilginç, İmam Çağlayan, Ali Doğan Hüseyin Ali Baysal, Ali Özveren, Hasan Kılavuz Dede ile her zaman birlikte oldukları dostlar, onu uğurlamaya geldiler. Dağınık dağınık durdular. Aman Corona bulaşmasın. Son dualarını Alevi erkanına göre Erdoğan Sevin Dede yaptı.
Anası, bobası, yakınlarının yanına onu sırladılar. Devri daim olsun. Başta ailesi olmak üzere tüm dostlarının acılarını paylaşıyoruz.