DOLAR
44,7213
EURO
52,7808
ALTIN
6.960,37
BIST
14.202,24
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Çok Bulutlu
20°C
Mersin
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
26°C
Cuma Yağmurlu
25°C
Cumartesi Yağmurlu
20°C

Ali UYSAL

ÖYKÜLERİYLE KARACAOĞLAN ŞİİRLERİ

    ZALIM POYRAZ GICIM GICIM GICILAR – ALİ UYSAL

    Öyküleriyle Karacaoğlan – Ali UYSAL

    Yalnız geçirdiği gecenin sabahı hep böyle olurdu: Kendini dar atardı çadırdan dışarı. İşte öyle bir gecenin sabahıydı. Daracık yerlere sıkışıp kalmaktan hiç hoşlanmazdı.
    Saz çalıp türkü söylemediği anlar düşlere dalardı. Düşüncelerine gem vuramazdı. Sınır tanımazdı düşleri. Uçsuz bucaksız bir gönül dünyası vardı. Sanki sevgi bahçesiydi bu dünya. Neler yoktu ki içinde: Elif, Zeynep, Döne, yeşil başlı ördekler, turnalar, menekşeler, sümbüller… Sevgiyle besliyordu hepsini de.
    Ne var ki dopdolu gönlünde bir boşluk vardı. Tüm varlığını bağlayacağı ala gözlü bir kızın yeriydi o boşluk. Ona “benim yarim” diyordu. Her yanda ellek ellek onu arıyordu. Bulamıyordu bir türlü. Aramadığı yer kalmamıştı. Acaba öbür düyada, cennet-i alada var mıydı!
    Düşünü saz eşliğinde türküye döküverdi:

    Gözlerim geziyor gölde gölekte
    Altın küpe şavk veriyor kulakta
    Cennet-i alada huri melekte
    Acep gezsem ala gözlüm var’mola.

    Yoktu ala gözlü yari; çıkmıyordu karşısına. Aramaktan da vazgeçmiyordu. Silifke ile Mut arasında bir yerlerdeydi. Yörük obalarının ve güzellerinin bolca olduğu bir bölgede. Ne var ki ala gözlüsü yoktu.
    Kara çalılar arasından kuzeye doğru yürümesini sürdürdü. Uğultulu güçlü bir poyraz esiyordu. Poyraz onu geriye doğru itiyordu. O da adımlarını öne doğru savurarak yelin gücünü kırmak istiyordu. İki güç arasında bir savaş yaşanıyordu sanki. Poyrazın geçiş yolu tam da burasıydı.
    Birden ala gözlüsü aklına düşüverdi. ”Bu poyraz nerelerden geliyordu? Gelirken geçtiği yerlerde nazlı yarine rastlamış mıydı? Yüzünü yalamış mıydı? Saçlarını savurmuş muydu?
    Deli poyraz deli deli uğulduyor, deli deli gıcırdıyor. Karacaoğlan’ın deli gönlü de deli deli ırgalanıyordu. Sözle anlatılması zor bir ruh hali içindeydi. Bu durumu sazla sözle anlatmamak, türküye dökmemek olamazdı. Bir ardıcın dibine çöküverdi. Bitmez tükenmez bir kaynaktan dökülür gibi boşanıverdi sözler, mısralar, ezgiler:

    Zalım poyraz gıcım gıcım gıcılar
    Yüreğime düştü goygun acılar
    Suya giden mor belikli bacılar
    Aranızda benim yarim var’mola

    Yüce dağlar inim inim iniler
    İnledikçe benim derdim yeniler
    Size derim güzel kızlar gelinler
    Aranızda benim yarim var’mola

    Karacaoğlan dumanlanır havalar
    Yeşil ördek seni şahin kovalar
    Koyaklara konup göçen obalar
    Aranızda benim yarim var’mola

    Öyküleriyle Karacaoğlan Şiirleri – Ali Uysal

    Yazarın Diğer Yazıları