Günlerden bir gün Nasreddin Hoca, köy meydanındaki koca çınar ağacının üzerine çıkmış ve elindeki balta ile bindiği dalı kesmeye başlamış. Yoldan geçen bir adam: – Hoca Efendi ne yapıyorsun? Bindiğin dalı kesiyorsun, düşeceksin!, diye bağırmaya başlamış. Hoca kesmeye devam etmiş...
Üzüm bağından dönen Nasreddin Hoca’nın eşeğinin üstünde koca bir kasa üzüm varmış. Tam eve varacakken Hoca’nın peşine çocuklar takılmış ve: – Hoca, Hoca bize üzüm verir misin? demişler. Hoca düşünmüş, çocukları saymış. “Eğer hepsine bir salkım verirsem bana üzüm kalmaz”...
Nasreddin Hoca bir gün alışveriş yapmaya en sevdiği eşeğini de alarak gitmiş. Eşeğini bir ağaca güzelce bağlamış ve alışveriş yapmaya başlamış. Bir sürü şey alıp eşeğine doğru yürümeye başlamış. Ancak eşeği orada yokmuş. Hemen bir adam tutarak bağırmasını istemiş: –...
Nasreddin Hoca, bir gün yolda giderken bir evin bahçesinde incir ağacı görmüş. Canı incir çekince çıkıp incirleri yemeye başlamış. Yoldan geçerken onu göre bir adam: – Sen de kimsin? Ne yapıyorsun orada? demiş. Hoca: – Ben bir bülbülüm, diye cevap...
Nasrettin Hoca, yolculuğu sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve her ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyleyerek, bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca;...
Nasreddin Hoca bir gün hamama gitmiş. Ancak içeri girdiğinde kimse onunla ilgilenmemiş, havlu vermemiş, kese yapmamış ve çıkarken “iyi günler” dememiş. Buna rağmen Hoca ona uzatılan bahşiş kutusuna yüklüce bir bahşiş bırakmış. Bir sonraki hafta tekrar hamama giden Hoca, içeri...
Rahmetli Hoca eyyamın birinde, Dolaşır dururken pazar yerinde, Rastgele biriyle sohbete dalar. Pek sever bu tatlı dilli adamı. Der ki: “Ne de güzel konuşması var! Unutturdu bana kederi, gamı.” En sonunda ayrılacak olurlar; O zaman Hoca bu adama sorar: “Bağışla...
Bir gün bir adam, elinde bir mektup, Der ki, Hocayı tutup: “Hocam, zahmet ya sana, Şu mektubu bana bir okusana.” Açar bakar ki Hoca, Mektup baştan sona kadar arapça. Şöyle bir evirir çevirir; Söktüremez; çaresiz, geri verir. Der ki: “Başkasına...
Bir gün Hoca ile komşusu bahçede oturuyor ve sohbet ediyorlarmış. Komşusu Hoca’ya sormuş: – Hocam, sen kaç yaşındasın? Nasreddin Hoca derin derin düşünmüş ve ak sakallarını sıvazlayarak: – Kırk yaşındayım. Komşusu şaşkın bir şekilde hemen itiraz etmiş: – Nasıl olur...
Bir yabancı, konuk olur Hocaya Ama nezaket bu ya, Tutar bir de tavşan hediye eder; “Çoban armağanı, çam sakızı” der. Hoca bir güzel pişirir tavşanı. Akşam olur, gelir yemek zamanı; Orta yere bakır sini kurulur; Hep birden etrafına oturulur. Hoca...
Bir gün bir komşusu gidip Hocadan Vadeyle para ister. “Durumum biraz sıkışıkça da…” der. Hocaysa memnun olmaz bu ricadan. Ah! Olmaz, olmaz! Ama, Belli etmek de istemez adama. “Vadeyle, der, para istedin demek… Senin bu işini halletmek gerek. Gerek ya,...
Ödünç bir kazan alır Hoca bir komşusundan. Verirken bir tencere yerleştirir içine. Komşusu sorar: – “Bu ne?” – “Doğurdu senin kazan.” Komşusunun ölçü olmaz sevincine. Üç beş gün bir zaman geçer aradan. Hoca yine kalkar, komşuya gider; Bir iki gün...
Bir gün bir ahbabı Hocaya gelir. İki saat için eşeği ister. Kasabaya gitmek niyetindedir; “Kasaba dönüşü getiririm” der. Hoca bir lahza durur; Sonra vermemek için şöyle bir şey uydurur: “Bu işini görmeyi doğrusu çok isterdim. Ama yok hayvan evde; demin...
Nasreddin Hoca’nın iki oğlu varmış. Oğullarından biri çömlekçilik yaparak geçimini sağlarmış. Hoca bir gün oğlunun yanına onu ziyarete gitmiş. Oğlu dertli bir şekilde: – Baba çok heyecanlıyım çünkü bütün paramı bu çömleklere yatırdım. Hava güneşli olur da kururlarsa zengin olacağım....
Sultan sarayda görkemli bir şölen vermişti. Nasreddin Hoca da saraya gelen güzel güzel giyinmiş misafirleri izliyordu. Sonra kendi üzerindeki paçavralara dokundu ve şenliğe katılan insanların üzerindeki şık seten ve ipeklerle karşılaştırdı. Karnı açlıktan gurulduyordu. Ziyafet sofrasındaki güzel yiyecekleri düşündü. Karnının...
Nasreddin Hoca bir gün gölün kıyısına gider. Eline kocaman bir kaşık yoğurdu da almış. Nasreddin Hoca, o kocaman kaşığı göle uzatmış ve içindeki yoğurdu göle boşaltmış. O sırada köylülerden biri onu görmüş ve şaşkınlıkla: – Hoca ne yapıyorsun, diye sormuş....
Çocuklar, pazara gelen Nasreddin Hoca’nın etrafını sarmış. “Hoca, bana düdük al!” demiş biri. “Bana da, bana da!” demiş bir diğeri. Diğerleri de sırayla: – Ben de düdük isterim! – Bir tane de bana!, demişler. İçlerinden sadece biri Nasreddin Hoca’ya düdük...
Nasreddin Hoca bir gün alışveriş için gittiği şehirden saz alıp eşeğiyle yavaş yavaş köyüne dönüyormuş. Hoca köy meydanından geçerken kahvede oturan köylüler ağızbirliği yapıp akşama hocanın evine misafirliğe gitmeyi ve ondan kendileri için saz çalmasını istemeyi kararlaştırmışlar. Akşam hocanın kapısı...
Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık görevini yürütürken karşısına iki adam çıktı. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakirdi. Aşçı: – Hocam! Ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından yemeğin buğusu çıkıyordu....
Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe...
Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken, bir papağanın on iki altına satıldığını görünce şaşıp kalarak yanındakilere sormuş: “Bu kuş neden bu kadar para ediyor?” “Bu bir papağan” demişler, “Konuşur.” Hoca doğru evine gitmiş. Hindisini kaptığı gibi alıp pazara gelmiş. “Hindi kaça?” diye...