DOLAR
45,3532
EURO
53,5211
ALTIN
6.875,62
BIST
15.062,65
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
25°C
Mersin
25°C
Az Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
26°C
Pazar Parçalı Bulutlu
25°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
25°C
Salı Az Bulutlu
23°C

Ali UYSAL

ÖYKÜLERİYLE KARACAOĞLAN ŞİİRLERİ

    DOKUZ AYLIK YOLDAN SEFERE GELDİM – Ali UYSAL

    Bu sabah yabancı duygular dolaşıyordu içinde. Her gün gülerek doğan güneş bu gün gülümsemiyordu. Tatlı tatlı yüzünü okşayan aşağı yelinin esişinde, gönlünü okşayan kuşların ötüşünde, baygın baygın iç dünyasında dolaşan çiçeklerin kokuşunda bir gariplik vardı.
    Yabancısı olduğu bir ruh haliyle attı kendini çadırdan dışarı. Kara çalılar arasında hem yürüyor hem de içindeki yabancı duyguları çözmeye çalışıyordu. Uçsuz bucaksız gönlünü her varlığa açmıştı. Her varlık orada konaklamıştı. İçinden büngül büngül sevgi fışkırır, her varlığı kucaklamak isterdi.
    Ne olmuştu da iç dünyası bozulmuş bağlara dönmüştü. Birden yaşlandığı düşüverdi aklına. Yüz yaşını geçmişti. Ne var ki güzellerle davası bitmemişti.
    Dolaşırken sıkça Yörük çadırları çıkıyordu karşısına. Yanık içine inip çıkan bişşeğin sesi, oğlak melemeleri, horaz ötmeleri, eşek anırmaları, deve bozlamaları birbirine karışıyordu. Can atardı çadırlara uğrayıp söyleşmeye. Bu kez istek yoktu içinde. Çadırlara hiç uğramadı. Yaşamı sorgulayıp yargılamaya çalışıyordu. Daha doğrusu içini birilerine boşaltmak istiyordu.
    Görkemli bir ardıç ağacı çıktı önüne. Kendine özgü bir kokusu olurdu ardıçların. Burnunu dayayıp derince kokladı. Kaba ardıcın gölgesi hoş olurdu. Çöküverdi ak bir taşın üstüne. Sazını alıp çocuk sever gibi okşadı. Tellerini tıngırdadıp deneyimden geçirdi. Birileriyle hesaplaşmak istiyordu. İşte o davanın sözleri:

    Dokuz aylık yoldan sefere geldim
    Dünya denen yere indirdin beni
    Koymadın bir zaman murad alayım
    Geldiğime pişman ettirdin beni

    Bunca vakit kucaklarda eğlendim
    Eğlendim de çaputlara belendim
    Bir zaman da beşiklerde sallandım
    Anamın sütüne kandırdın beni

    Peşine de deli gönül peşine
    Değirmenler döner çeşmim yaşına
    Varır varmaz on üç on dört yaşına
    Kara sevdalara saldırdın beni

    Yiğirmide boz bulanık sel idim
    Otuzunda çevre yanım göl ettim
    Kırk yaşımda hayrım şerrim tanıdım
    Türlü sevdalara yeldirdin beni

    Ellisinde yönüm yokuşa düştü
    Altmışında hazır bildiğim geçti
    Yetmişinde gayri tebdilim şaştı
    Artık yavaş yavaş indirdin beni

    Sekseninde kemiklerim ezildi
    Doksanında beratçığım yazıldı
    Yüz yaşadım kabirciğim kazıldı
    Şol kara toprağa gönderdin beni

    Karac’oğlan eydür yakıp yandırdın
    Aşkın dolusunu verdin kandırdın
    En sonra da Azrail’i gönderdin
    Birden doğmamışa döndürdün beni

    Öyküleriyle Karacaoğlan Şiirleri – ALİ UYSAL

    Yazarın Diğer Yazıları