Eskişehir’e gidiyorum trenle, daha bir iki gün önce…
Dünürümüz yaşamını yitirmiş…
Oğlum almış tren biletlerimi…
Karaman tren garındayım, 07’de kalkacak tren…
Aktarmalı; Konya’ya kadar “Anadolu tipi”, Konya’dan sonra hızlı tren…
Aslında kaç yıl oldu trene binmeyeli. İki tren anımı anımsadım bir anda. Sanırım İstanbul’dan geliyordum, yeni bir güneş şapkası almıştım, oldukça pahalıydı da, Konya’da inerken unutmuşum. İkincisi ise, yepyeni, gıcır gıcır, markalı bir gocuğum vardı, Adana’dan almıştım. Kış günüydü, bu kez Eskişehir’den geliyordum. Eve bir geldim ki, rengi benim gocuğa benzeyen bir gocuk var sırtımda, ama benim gocuk değil; markasız, biraz da yıpranmış, solmuş bir şey!.. Daha anlayamadım bu şaşkınlığı ama gülmekten de yıkılmıştım o zaman.
Neyse, bindim trene…
Koltuğum pencere yönü.
Ama o da ne?!..
Pencere camları sanki bir yıldır hiç silinmemiş!
Mümkün yok dışarıyı görmek! Kirden ve tozdan bir perdeyle kaplı pencere camları.
“Bilet kontrol!..”
“Arkadaş bu camlar hiç silinmiyor mu? Hapishanedeyiz sanki.”
“Şikâyet yapıldı abi, ilgili yerlere gönderildi.”
Yapıları seçemiyorum, Karaman elmasıyla ünlü, bahçeleri, ağaçları seçemiyorum, tarlalar darı mı, pancar mı, kabak mı, günebakan mı seçemiyorum…
Bilemiyorum, ama usumdan geçmiyor da değil; “Devlet işletmesi böyle olur” dedirterek özel işletmeciliği çekici kılma ön hazırlıkları mı yoksa bu? Ama bildiğim tek şey, yolcuları, dolaysıyla insanı önemsememek bu. Kesinlikle.
Bir başka ilgimi çekense, ekrandaki bir uyarı. Bu işte Karaman’ın bir sorumluluğu olmasa da, bu uyarı Karaman’dan esinlenerek, Karaman kaynaklı bir uyarı. “Türkçenin Başkenti” deniliyor ya Karaman’a, ama ne yazık ki bu uyarı Karamanoğlu Mehmet Bey’in “Türkçe Bildirgesi/Fermanı” değil, yanlış kullanılan kimi sözcüklerin doğru kullanılması uyarısı. Ama öbür yandan da, Mehmet Bey’in sağa sola anıtını dikmekle ve de Dil Bayramı yapmakla Türkçe’ye sahip çıkamayan bir yere tren ekranı ne yapsın ki diyesi geliyor insanın.
Bir tümceyle yapılan şu: Şellale yanlış, şelale doğru kullanım, tamam, şelalenin Türkçesi “çağlayan” yok oğlu yok ama!..
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…