Bir ilçeden fazlasıdır çünkü, insan bazen kendini orada bırakır da haberin olmaz…
Ankara’da yaşıyorsun, öyle büyük bir şey sanıyor insan başta.
Yollar geniş, binalar kat kat, insanlar ciddi.
Ama ne zaman yaz yaklaşsa, içeriden bir yer kıpırdamaya başlar.
Kalabalığın içinde durup düşünürsün:
“Şimdi yayla yolu toz toprak içinde midir acaba?”
Mut’u özlemek öyle büyük büyük şeyler değildir aslında.
Bazen sadece kayısı kokusudur burnuna gelen.
Bazen de sabah serinliğinde toprağa çıplak ayak basmanın verdiği o tanıdık histir.
Bir zamanlar çocuk olduğun,
Gerçekten çocuk olduğun yerdir Mut.
Yaz sabahları herkes erken kalkar Mut’ta.
Gölge kapmaca gibidir hayat.
Kim erken davranırsa o çınarın altındaki en serin yeri alır.
Dallarda kayısı, dut, erik…
Hepsi yerli yerinde, hepsi mevsiminde.
Şimdi Ankara’da yaz geldi mi klima açılıyor.
Serinlik geliyor ama huzur gelmiyor.
Oysa Mut’un sıcağında insan terlerken bile kendini bulur.
Çünkü o sıcaklık, bağın içinden gelen bir sıcaklıktır.
İnsanı yakmaz, insanı hatırlatır.
Yayla göçü başka bir şeydir.
Ev taşınmaz, ruh taşınır.
Kiminin arkasında çadır,
Kiminin yorganı arabanın tavanında.
Ama herkes bilir: yaylada zaman yavaşlar.
Ve insan o yavaşlığın içinde kendini daha iyi duyar.
Ankara’da insanlar birbirine yabancı.
Aynı apartmanda yıllarca yaşarsın, adını bilmezsin komşunun.
Ama Mut’ta yolda biri seni görmese bile, senin kimin nesi olduğunu bilir.
“Bu Hüseyin’in torunu değil mi?”
diye bir ses duysan,
kalbinin orta yerine oturur o tanıdıklık.
Çocuklukta akşam ezanı, günün bittiği vakittir.
Top oynarken annenin sesini duyarsın uzaktan.
“Yeter gari, gir içeri!” demez Mut’ta kimse,
“Yatsı oldu oğlum…” der.
O kadar.
Evin önündeki ceviz ağacı, yazın gölgelik,
Sonbaharda hüzündür.
O ağacın gölgesinde oturan insanlar yaşlanır bir tek.
Sen ne kadar büyürsen büyü,
O gölge sana aynı kalır.
Ankara’da yaşarsın.
İşin vardır, gücün vardır.
Ama bazen en kalabalık yerde bile yalnız hissedersin.
Çünkü sen,
kendini Mut’ta bırakmışsındır.
Annenin “sabah yaylaya çıkıyoruz” dediği günkü heyecanı,
hiçbir toplantı vermez sana.
Bir çocukken kurduğun hayal,
bazen bir çam ağacının dibinde, bazen bir suyun başındadır.
Ve insan özler.
Çünkü bilmez neyi özlediğini bazen.
Ama bir ses, bir koku, bir gölge…
Alır götürür seni oraya.
Mut’a.
Orada kaldığın yere.
Gerçekten mutlu olduğun zamana.




