DOLAR
32,1760
EURO
34,9341
ALTIN
2.426,68
BIST
10.725,50
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
26°C
Mersin
26°C
Az Bulutlu
Salı Hafif Yağmurlu
25°C
Çarşamba Az Bulutlu
25°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Açık
26°C

Serpil TOMAK

İÇİMDEKİ YAZILAR

NEREDE YANLIŞ YAPIYORUZ?

A+
A-

Bir malın değeri arttıkça fiyatı da artar. Değerleme konusu da finansman da en tartışmalı konulardan biridir. Değerin belirlenmesinde çok çeşitli değişkenler vardır; arz-talep koşulları, maliyetler, rekabet koşulları, verilen destekler, tarafların (alıcı ya da satıcı) pazarlık gücü, ikame malların varlığı, izlenen politikalar, yasalar vs. Ayrıca değerlemeye hangi kriterlerin esas alındığı da önemlidir. Her sektörde olduğu gibi tarım ve hayvancılıkta da piyasa fiyat mekanizmasının başarısızlığı devletin düzenleyici ve denetleyici rolünü kaçınılmaz kılar.

Tarım ürünlerine uygulanan fiyat politikası Türkiye’nin kanayan yarasıdır. Geçen yıl fiyatın 1 TL’ye kadar düşmesi Çukurova’da limonun dalında kalmasına neden olmuştur. Son olarak da Rizeli çay üreticileri alım fiyatına isyan etmiştir. Örnekler geçmişte çoktur. Her yıl basında ülkemizin dört bir yanında ürünlerini yola, hayvanlarına yem olarak vererek ya da suçladıkları kurumların önlerine ya da karayollarına dökerek protestolara tanıklık ederiz. Üreticiler dertli anlayacağınız.

Gelelim tüketici cephesine… Dünya Bankası raporuna göre yıllık reel gıda enflasyonunun (%15) en yüksek olduğu dördüncü ülke Türkiye’dir. Gıda enflasyonundan yakasını kurtaramamış bir ülkeyiz. Çocuğuna istediği gıdayı alamadığı için isyan eden anneler ve babalar var. İstanbul’da bir anne çocuğum kayısı istedi iki tane alamadım diye isyan ediyordu. Evine et girmediğinden yakınan milyonlarca dar gelirli kesim var. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balık fiyatları can yakıyor. Sosyal medyada ünlü bir Türk gezgin Ticaret Bakanlığı’na şöyle seslendi: “Bir tuzlanmış salatalık 3 dolar (Japonya). Bizim şu ülkeleri meyveye boğmamız lazım. Bir şeyleri yanlış yapıyoruz.” Bu gezginimiz aslında en hassas soruyu sordu bana göre: Nerede yanlış yapıyoruz? Gelin hep birlikte bu sorunun yanıtını aramaya çalışalım. Konu geniş kapsamlı olmakla birlikte çok özet bir şekilde sıkmadan ifade etmeye çalışacağım.

Anlayacağınız hem üreticiler mutsuz hem de tüketiciler dertli… Üstelik yeni bir konu da değil. Yılların kanayan yarası… Nasrettin Hoca misali kime gitseniz “sen haklısın, sen de haklısın” diyesiniz geliyor. Küresel riskler, iklim krizi ve su sorunu düşünüldüğünde gıda temel ihtiyaç maddesi olarak milli güvenlik sorunudur. Bu nedenle stratejik bir konudur.

Türk tarımının süregelen kronikleşmiş en büyük sorunları özetle şunlardır:

  • Sulama sorunu ve ürün seçimi: Ülke genelinde kurak ve yarı kurak iklim egemen olduğu için tarımsal üretim hava koşullarına bağlı yapılabilmektedir. Ülkemizde sulanması gereken toplam arazi 8,5 milyon hektarken sulanabilen rakam ortalama 4 milyon hektardır. Antalya, Mersin gibi illerde yıllardır üretilen muzun yanı sıra avokado, mango, ejder meyvesi, passifloragibi tropik meyvelerin artan üretimi sırasında kullanılan su için derin sondaj kuyuları açılmakta ve bu da hali hazırda azalan yeraltı su kaynaklarını yok etmektedir. Etkin su yönetimi için tropikal üretimden vazgeçmek gerekir. Nitekim Konya ovası çevresinde bilinçsiz su tüketimi nedeniyle obruk denilen derin çukurlar oluşmuş olup kuraklık sorunu yaşamaktadır.
  • Verimlilik sorunu: Verimlilik kısaca minimum girdi ile maksimum çıktı (ürün) elde etmektir. Güçlü tarım ekonomilerinin en büyük başarısı verimli tarım uygulamaları yapmasıdır. Verimlilik artışı sağlayacak teknolojilerle akıllı tarım uygularına geçmek gerekir. Teknoloji kelimesinin anlamı bilgi bilimi demektir. Bilgiye dayalı tarım uygulamaları kaçınılmazdır. Tarım alanlarının verimli kullanılmaması problemi vardır. Bunun yanı sıra ihracata yani dışarıya daha fazla satmanın yollarını bulmamız gerekir.
  • Girdi maliyetleri: Tarım ürünlerinin ortalama %45’inde ithal girdi maliyetleri vardır. Bunlar kısaca: tohum, gübre, mazot, ilaç, kasalar vs özetlenebilir. Bunun anlamı döviz kuru riski yüksektir. Kurlardaki artış üretim ve lojistik maliyetlerini de artırmaktadır. Girdi maliyetlerindeki artışa rağmen ürün satış fiyatlarının sınırlı kalması temel sorundur. Ayrıca üretici cephesinden işçilik maliyetlerinin yüksek olması da dile getirilen sorunlar arasındadır.
  • İşgücü sorunu: Türkiye’de de dünyada olduğu gibi hizmet sektörü büyümüştür. Tarımda gelir sürekliliğinin sağlanamaması ve yeterli gelir elde edilememesi köyden kente göçü hızlandırmıştır. Tarım nüfusunun azalması ve yaşlanan bir nüfus yapısına dönüşmesidir. Bu anlamda işgücü sorunu yaşanmaktadır.
  • Miras hukuku: Miras hukuku yüzünden ekilemeyen tarlalar var. Ürün ve endemik bitki çeşitliliğimiz yüksektir. Ama belirli bir ürünü büyük ölçekte üretmekte –ölçek ekonomisi- yetersiz kalınıyor. Planlama var gibi ama zayıf. Küçük çiftçi yapısı da düşünüldüğünde kooperatifleşme yöntem olarak çok iyi olmakla birlikte uygulamaların sorunlu olmasıdır.
  • Üretim planlaması: Her ne kadar üretici ve tüketici hakları açısından fiyat istikrarını sağlayacak hal yasası (5957 sayılı) ve perakende yasası (6585 sayılı) olmakla birlikte plansız üretim yapısı yaş sebze ve meyve fiyatlarının oynaklığını daha da artırmaktadır. Küçük çiftçilerin daha fazla zarar görmesine neden olmaktadır. Bu noktada kooperatif yapılanmanın önemi ortaya çıkıyor. Plansız üretim yapısı ihtiyacımızdan fazla ya da az üretime neden olarak fiyat ve üretim istikrarını olumsuz etkilemektedir.

Ekonomi gazetesi yazarı Şeref Oğuz’un da dikkate çektiği gibi yıl 1972 Ferit Melen Hükümeti ve Tarım Politikası özetle şu başlıkları kapsamaktadır: toprak reformu (arazi bütünleşmesi), kooperatifler yoluyla üreticiyi örgütlemek, girdi maliyetlerini düşürmek (dolardan kurtarmak), devlet destekleri, ürün ekim planlaması. Yıl 2024 biz hala aynı başlıklar üzerinde duruyoruz. Özetle tarımda çok iyi olabilecekken vazgeçme noktasına gelinmemesi gerekir. Sorunlar ve çözüm önerileri konusunda hem fikir olunmakla birlikte uygulamada aynı başarı gösterilememektedir. Uygulanacak tarım politikaları konusunda güçlü bir siyasi iradenin izlenmesi ve yönetimi konusu kritiktir. Özetle tarımla ilgili çok sayıda oluşturulmuş yapılarımızın liyakatli bir şekilde yönetilmesi ihtiyacı vardır. Çiftçilerimizin de bu yapıların desteğiyle doğru tarım uygulamalarını izlemede gayretli olmaları gerekir.

Son söz: 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü kutlu olsun.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.