DOLAR
8,6580
EURO
10,1795
ALTIN
488,66
BIST
1.419
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
32°C
Mersin
32°C
Az Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
32°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Salı Az Bulutlu
32°C
Çarşamba Az Bulutlu
33°C

İbrahim ARI

YAŞAMDAN İZLER

TAHMİN EDİN BAKALIM!

14.12.2019
0
A+
A-

Desenli yeşil naylon ayakkabısı, renkli basma entarisi, ortadan yana ayırdığı güzel, pırıl pırıl, gümüş gibi siyah saçları  ve başına örtündüğü beyaz dülbentiyle yanıma gelen annem kararlı bir şekilde bana elini uzatıp “Haydi gidiyoruz!” dedi. Ayağa kalktım. Üzerimde, düğmeleri irili küçüklü, yamalı kirliğim ve siyah şalvarım var. Şalvarımın cebinde ise Bursalı Fadime’nin verdiği bademler.

Açık benizliyim. İnat ve sapsarı olan saçlarım sıfıra vurulmuş, gözlerim koca koca, kaşlarım ise güneşten midir bilmem ama çatık…

Yumoş yumoş, boğumları kir tutmuş ellerimle naylon ayakkabılarımı ilikledim. Nereye gideceğimizi bilmiyorum. Elim annemin elinde. Mahalleden çarşı istikametine doğru ilerliyoruz.

Annemle el ele gidiyoruz. Sabahleyin yağmur yağdığı için mahallenin sokakları çamur içinde. Öyle böyle çamur değil; yapışkan… Sol ayağımdaki naylon ayakkabım ikidebir ayağımdan pırtıyor, ayaklarım çamur içinde. (Büyük ihtimalle, ayakkabımı ayakları çabuk büyür diye büyük almışlardı.)

Elim annemin elinde yapışkan çamur yolda yalpalaya yalpalaya yürürken, evinde tek başına yaşayan Gülizar Garı’nın, önünde dut ağacı ve avarı olan evinin dengine geldik. Evin tam karşısında mahalle çeşmesi var. O çeşmede ayaklarımızı ve ayakkabılarımızı yıkıyoruz. Tekdişin oğlu, akranım Hasan bir yandan bizi süzüyor, bir yandan da evlerinin önünde oynuyor…

Erikçi Camisi’ni geçtik, yol iniş aşağı ve kaygan. Kenardan kenardan giderken ve daha Seyrankaya Sineması’na varmadan yolumuzun solundaki cumbalı evin altında oturan Bakkal Çavuş Emmi’yle selamlaşıyoruz. Gözüm az ilerdeki bahçede mis kokulu turunçlara takılıyor, canım çekiyor…

Sağ taraftaki üstü kiremitli Mut Sebze Hali’nden sonra sol taraftaki Askerlik Şubesi’ni de geçip, mahallemizin muhtarı Orhan Emmi’ye uğruyoruz. Annem Orhan Emmi’ye birşeyler soruyor. Sonra dış çarşıdan Sümerbank’ı ve Postahane’yi geçip aşağıya doğru ilerliyoruz. Ardından Orta Cami yoluna dönüp Helvacıların hemen yanından sola iç çarşıya yöneliyoruz. Az ilerde fırında çalışan gök gözlü, ayağında tokya, üzerinde bir tişört ve şalvar olan abime uğruyoruz. (Sanırım annem abimden para alıyor.)

Abimden ayrıldıktan sonra Adanalı’nın lokantasını geçip belediye tarafına sağa sapıyoruz. Lal Paşa Cami’sinin etrafı çam ve zeytin ağaçlarıyla dolu. Türbenin yanından geçip Hükümet Caddesi üzerinde bulunan küçük masa ve iskemleleriyle yolun sol tarafına sıra sıra dizilmiş arzuhalcilere varıncaya kadar yürüyoruz. Annem arzuhalciye birşeyler anlatıyor, arzuhalci de annemin anlattıklarını kırmız siyah şeritli daktiloda tek tek yazıyor.

Meğerse annem boşanma davası için dilekçe yazdırıyormuş. Aradan geçen kısa bir süre sonra hakim karşısına çıkıyorum ve daha dört yaşındaydım. Hakim bana “Annenin yanında mı kalmak istersin yoksa babanın mı?” diye soruyor…

Hakimin sorusuna yanıtım ne oldu dersiniz?

Tahmin edin bakalım!

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.