DOLAR
43,2642
EURO
50,8626
ALTIN
6.764,00
BIST
12.851,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Hafif Yağmurlu
10°C
Mersin
10°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Parçalı Bulutlu
12°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
10°C
Pazar Az Bulutlu
15°C
Pazartesi Çok Bulutlu
16°C

Ali UYSAL

ÖYKÜLERİYLE KARACAOĞLAN ŞİİRLERİ

    BİR KIZ BANA EMMİ DEDİ NEYLEYİM – ALİ UYSAL

    Dünyaya konup göçen her canlı gibi o da yaşlanmıştı. Ne var ki yaşlandığının ayırdında değildi. Başında kavak yelleri esiyordu. Güzel olan her nesneden gözlerini alamıyordu. Güzeli sevmek bir görev gibiydi onun için. Bu ona özgü bir özellikti. Güzeli sevmezse yaşayamayacağına inanıyordu. Bu konudaki duygularını da sık sık sazıyla çalıp söylemekten geri durmuyordu:

    Karacaoğlan der ki kendim övmeyim
    Coşkun sular gibi bendim dövmeyim
    Güzel sevme derler nasıl sevmeyim
    Sevsem öldürürler sevmesem öldüm

    Gökler gibi geniş bir gönül dünyası vardı. Tüm güzelleri, tüm güzellikleri doldursa içine yine de boşluk kalırdı. Azgın bir at gibiydi deli gönlü. Gem vuramazdı, gem vurulamazdı.

    Karacaoğlan der ki konanlar göçmez
    Bu ayrılık bizden arasın açmaz
    Bir deli gönlüm var güzelden geçmez
    Ne güzele doymaz gözüm var benim

    Un öğütmek, değirmene gitmek, işe güce bakmak ona özgü bir yaşantı değildi; amma o gün iş başa düşmüştü. Un tükenmişti. Ne yapsın, un öğütüp gelecekti.
    Suyun çevirdiği yuvarlak bir taşın dönmesiyle iki taş arasında kalan buğday una dönüşürdü. Buğday alabildiğine doğaldı. Un da öyle olur mis gibi kokardı. Tarih olmuş bir sistem.
    Değirmen evden epeyce uzaktaydı. Beygire iki çuval buğdayı çatarak gitti değirmene. İşini bitirip dönüyordu evine.
    Yokuşun başında bir çeşme vardı. Çoban çeşmesi denirdi böylesi çeşmelere. Evine gitmekte olan sevdalı ozan bir de ne görsün! Çeşmenin başında üç güzel Türkmen kızı su dolduruyor.
    Sessizce geçip gidemezdi denklerini. İki laf etmeliydi onlarla; amma nasıl bir bahaneyle yaklaşmalıydı. Sudan güzel bahane mi olurdu! “Kızlar susadım. Bir su verin de içeyim” deyiverdi.
    Kızlardan biri ki, fıkır fıkırdı, “Emmi az bekle, testimi doldurur doldurmaz vereceğim sana suyu”.
    Bu “emmi” sözü ok gibi çakıldı yüreğine; çünkü Anadolu’da yaşlılara emmi denirdi. Yaşlanmış mıydı yoksa! Oysa deli gönlü dalgalanıp duruyordu. Ne çare kızlar onu öyle görüyordu. Acıdı yüreği. Beygirini bir çalıya iliştirip yanından hiç ayırmadığı sazına yapıştı.
    İçindeki duyguları boşaltıverdi Toros Dağlarının taşına toprağına. Kızlar dondu kaldı çeşmenin başında. İçlerinden biri “Karacaoğlan mı?” diye sordu ötekine. “Böyle sazın, böyle sesin sahibi başka kim ola ki!”

    Değirmenden geldim beygirim yüklü
    Şu kızı görenin del olur aklı
    On beş yaşında da kırk beş belikli
    Bir kız bana emmi dedi neyleyim

    Bizim ilde urum olur uç olur
    Sızılaşır bozkurtları aç olur
    Bir yiğide emmi demek güç olur
    Bir kız bana emmi dedi neyleyim

    Birem birem toplayayım odunu
    Bilem dedim bilemedim adını
    Elbistan yanaklı Kürdler kadını
    Bir kız bana emmi dedi neyleyim

    Karacoğlan der ki nolup nolayım
    Akan sularınan ben de geleyim
    Sakal seni makkabınan yolayım
    Bir kız bana emmi dedi neyleyim

    ÖYKÜLERİYLE KARACAOĞLAN ŞİİRLERİ – ALİ UYSAL

    Yazarın Diğer Yazıları