Eski bir arkadaşım var. Bildiğim kadarıyla Konya’da yaşıyor. Zaman zaman sosyal medyada paylaşımlarını, az da olsa yazılarını görüyorum. Bir ara bir yazısında demiş ki, “…dostum Mahsuni Şerif.”
Arkadaşımı birazcık da olsa bildiğim için, haklı olarak kuşkulandım bu “dostluktan”.
Zaten bilim bunu gerektirmez mi, felsefe bunu gerektirmez mi?..
Tamam, ikisi de Maraşlı. Ama “dostum” demeye yeter mi bu?
Dedim ya, birazcık kuşkuyla yaklaşıyorum bu açıklamaya. Ereğim arkadaşımı ne kötülemek ne aşağılamak, yalnızca gerçeği öğrenmek. Gerçeğe de insan her söylenene, her olup bitene hemen inanıvermekle değil, biraz da kuşku duyarak ulaşır ancak.
Şimdi bu arkadaşıma soruyorum: Mahsuni Şerif’le kaç kez karşılaştınız, kaç kez çay içtiniz, kaç konserine katıldın, bugüne kadar ona bir tutam bir şey gönderdin mi, ya da ondan sana geldi mi, hani çocuğun ölmüştü ya, seni aradı mı hiç?..
Peki bütün bunlarsız dost olunmaz mı?
Bir insana “dostum” diyebilmek öyle kolay mı?..
Yoksa erek, Mahsuni adından yararlanıp çevreye hava atmak mı?
Peki insan babasından, kardeşinden kuşku duyar mı? Ne yazık ki öyle anlar olur duyarsınız. İlişkiler sağlıklı değildir o zaman.
Bir yandan da insanın derdi gerçeği öğrenmekse eğer, babanız da olsa bu böyledir.
Aslında kuşku, eleştirel düşüncenin temelidir. Ama aşırı kuşku ilişkileri yıpratır, giderek insanı manyaklaştırır bile.
Şimdi de “dostlukla” ilgili bir anım…
Mut’un bir köyünde öğretmenim. Yıllar önce tabi. Benden önce, köylülerin anlattığına göre (Ben de biliyorum aslında) “havalı” bir öğretmen varmış köyde. Neyse, bir gün bu öğretmen Mut’a gelir, postaneden kendi adına köye bir mektup gönderir. O yıllarda posta dağıtıcıları vardı. Birkaç gün sonra dağıtıcı köy kahvesine bir mektup getirir. Mektup öğretmene. Köylüler kahvede, öğretmen kahvede. Herkesin gözü öğretmende. Öğretmen mektubu bir açar, mektup başbakan Süleyman Demirel’den. Sesli sesli okur: “Sevgili dostum… Benden bir isteğin var mı?”
Haklı olarak köylüler şaşırır.
Kuşkulanıp gerçeği öğrenmek isteyen çıktı mı bilmiyorum ama…
Birisinin sesini duyar gibiyim sanki:
“Herkesten böyle kuşku duyacak olursak, arkadaşsız/dostsuz kalırız.” Yukarıda söyledim bunu.
O zaman ne kuşkusuzluk ne de aşırı kuşku…
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…