DOLAR
48,8015
EURO
56,0568
ALTIN
6.829,64
BIST
13.284,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
31°C
Mersin
31°C
Az Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
29°C
Salı Hafif Yağmurlu
29°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
28°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
28°C

Ali UYSAL

ÖYKÜLERİYLE KARACAOĞLAN ŞİİRLERİ

    NE DEDİM DE BENDEN KÜSTÜN SEVDİĞİM

    Öyküleriyle Karacaoğlan / NE DEDİM DE BENDEN KÜSTÜN SEVDİĞİM – Ali UYSAL

    Öyküleriyle Karacaoğlan / NE DEDİM DE BENDEN KÜSTÜN SEVDİĞİM – Ali UYSAL

    Bu sabah, içinde nedenini anlamadığı bir sıkıntı vardı. Kimi zaman olurdu böyle. Böylesi anlarında sazını kaptığı gibi fırlardı çadırdan dışarı. Yörük çadırlarının kurulu olduğu, keçilerinin, oğlaklarının yayıldığı bu dağlar vefalı bir dost, bir barınak gibi gelirdi ona. İç sıkıntılarının tümünü boşaltırdı.
    Bir ara durup dört bir yanı dinledi: Bir köşede uzun uzun horaz öttü. Bir başka yörede eşek anırdı. Bunlara bir de dal kırma sesi karıştı: Tak! Tak! Tak! Bu seslerin her biri orada bir çadırın kurulu olduğunun imiydi. Ne tarafa gitseydi acaba? Horaz (horoz) sesine yöneldi.
    Bir süre yürüdükten sonra bir de ne görsün bir küren! Analarının peşinde yirmi kadar palaz. Anacıkları ne bilsin gelenin Karacaoğlan olduğunu! İki bacağı, iki kolu var ya! Acımasız insanoğlu. Yavrularına kötülük yapacağını düşünmüş olmalı. Görülmeye değer bir telaş, bir çaba: Gelen canlıyı oyalama işine girişti. Kanatlarını kabartarak yakınına sokulup garip sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmede yavrular gizlenmişti. Ana da görünmez oldu.
    Bir çadıra yaklaşıyordu. Burnuna taze ayran kokusu geldi. Kadın işini bitirmiş yanıktan yağlı ayranı kazana aktarıyordu. Selamlaşmalardan sonra kadın sordu: ”Ayran sümürür müsün?”. Nazlanmadı. Kadın çomçayla verdi ayranı. Huyu değilken bir kez daha istedi. Yannıktan çomçayla ayran isteğine dayanamadı.
    -Aç mısın? Taze yağ var çomaç (sıkma) da yaparım sana.
    -Aç değilim. Mis gibi ayran hepsine değdi.
    -Ne arıyorsun buralarda?
    -Esme konuşmuyor benimle. Nerelerde şimdi o?
    -*Tahra sesini duyuyor musun? Oğlak dallıyor. Ağacın başındadır şimdi. Git, ağacın dibine otur. Sor derdini. Türkülerine dayanamaz. Bildiğim gadarıyla bir güzeli öğmüşsün. Türkü yakıp çağırmışsın. Duymuş onu.
    -Esmenin dal gırdığı ağacın dibine kadar gelmişti. Gördü onu Esme. Gördüğünü belli etmemeye çalıştı. Suratı asıktı. Bozağacın dibinde bir taşın üstüne kurulup can yoldaşı, dert ortağı sazını uzatıp kollarına, salıverdi dağa taşa yanık sesini:

    Ne dedim de benden küstün sevdiğim
    Sana bir tenhada sözüm var benim
    Kumaş yüküm dost köyüne çözüldü
    Bir zülfü siyaha nazım var benim

    Ağ ellere al kınalar yakılır
    Ala göze siyah sürme çekilir
    Dost olanlar dost yoluna bakılır
    Dosta giden yolda izim var benim

    Karac’oğlan der ki konanlar göçmez
    Bu ayrılık bizim aramız açmaz
    Bir deli gönlüm var güzelden geçmez
    Ne güzele doymaz gözüm var benim.

     

    Yazarın Diğer Yazıları