DOLAR
47,9496
EURO
56,1358
ALTIN
6.933,08
BIST
14.458,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Parçalı Bulutlu
32°C
Mersin
32°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
33°C
Cuma Açık
33°C
Cumartesi Açık
32°C
Pazar Parçalı Bulutlu
31°C

YAĞDA NAHİYESİ

Eski İçel, Kilikya bölgesi ikiye ayrılır. Lemas çayı solunda Akdeniz’den Yüğlük dağlarına kadar kısım Yağda Nahiyesi’ne bağlı, sağında ise yine Akdeniz’den Karaman’a kadar kısımda Mara Nahiyesi yer almış. Zaman zaman Ermeniler, Rumlar ve buraya iskan edilen Yörükler, Türkmenler gelmişler.
Aksuvat suyundan yani diğer adı ile Lemas çayından aldıkları sular ile bağ bahçe yapmışlar. Şimdilerde suya kavuşan yerleşim yerleri meyve ağaçları, açık seralar, yaz döneminde yer alan açık tarım ile üretime devam ediyorlar. Ormandan, hazine arazilerinden, zilyetlik atadan gelen yerlerine ekim yapmaya devam ediyorlar.
Erdemli için Alata Araştırma Enstitüsü büyük şans orada çalışanlar öğrendiklerini köylerinde uygulama yaparak geliştirmişler. Suyu da bulunca meyve ve sebze üretimi bilinçli olarak yapılmaya başlanmış. Silifke’de kırsal kesimde üretim düşünce nüfus hızla azalmış, Erdemli’de ise kırsal kesimde nüfus artmaya devam etmiştir.
Geçtiğimiz Cumartesi günü Erdemli’den uzun süredir dost olduğumuz Servet Turan’ın hakka yürümesi sonrasında 40 lokmasına katılmak üzere Silifke’den Cihangir Akdemir ile yola çıktık. Çaltıbozkır‘dan Fevzi Afacan’ı da alarak, Yeni Çıktı, Uzuncaburç, Örenköy, Kızılgeçit, Ali Beyli (Elbeyli) Kızılen, Sarıkaya’dan Aydınlar’a (Avgadı) ulaştık.
Orada akraba ve dostlar ile Servet Turan’ın 40 lokmasına katıldık. Sohbet ettik. Dönüşte Yağda köyünde başta Lavanta yağı ve diğer doğal bitkilerden yağ, öz çıkaran bir üreticiyi ziyaret ettik. Evinde, bahçesinde küçük atölye kurmuş. Ürettikleri ürünleri toptan attarlara, mağazalara gönderiyor. Çayını içtik. Gelen, geçenlere bitki tohumlarını ücretsiz veriyor. “ aman üretsinler. Üretim durmasın. Üreteni Allah da sever, kulu da sever . “
Dönüş yolunda her alan işlenmiş, bahçeler kurulmuş. Sular borulardan akıyor. Damlama sistemi kurulmuş. Kimi yerlerde seralar da salatalık, domatesler yükseliyor. Açık alan da domates, biberler boy gösteriyor. Baktık Dağ eriği var. Hemen durup , birer poşet topladık. Kışa bişme turşunun gorugu hazır. Elbeyli den sonra Kızılgeçit seyir tepesinde durduk. Aşağıda vadi güneşin ışıkları altında serpilmiş duruyordu. Sahid sıcaktan bunalanlar soluğu burada almışlar. Biz de Teslime Gündüz (Gündüzler lokantasına ) uğradık. Közde çaylarından içtik. Ağaçların altında, lemas çayı aşağılara hızla akıyor. Kenarında kurulan masalar, Kızılgeçit te gelenlere balık yetmeyince Malatya’dan alabalıklar getiriliyor.
Közde yağda, fırında nasıl istenirse pişirilip sunuluyor. Öyle deniz kenarları gibi pahalı da değil.
Kızılgeçit olunca; yedi kardeşler / Şıh Zekeriya Söylencesini dillendirdik. 1975 yılında Vekil öğretmen olarak çalıştığımız dönemler söz edildi. O günleri tekrar yaşadık. Şıh Zekeriya Türbesi duruyor. Ama okul, yıkılmak üzere.. kendi haline bırakılmış. Keşke elden geçirip bir kültür evi açılsa, evlerde ahırlarda, el sanatları ve ala çullar, ala heybeler gelir, buraya gelenler ziyaret eder, o yedi Kardeşler söylencesini öğrenirler.
Gün ikindi olurken, Çalttıbozkır Sina da oturan Yoldaşımız Fevzi Afacan’ın evinin balkonunda akşam yemeği ve sohbet güzeldi. Prefabrik eve su almak için bahçeye bir küçük bağ evi kurmuş, Meski de suyu bağlamış. Eh İzmir de çocukları da bir güneş enerji sistemi kurmuşlar. Yaşam devam ediyor.
Akşam 21.00 de Gökbelen yaylasında evime geldiğimde, gün içinde üretime devam eden kırsal kesimi düşündüm. İnadına üretim. Verimli topraklar su ile buluşunca üretim coşuyor. Yağda Nahiyesi yaşamını kutlamak lazım.. Eh Mara nahiyesi de Aksufat suyundan nasibini alırsa, aynı topraklar orada da var.. Örenköy, Sömek, Yeğenli, Seydili gibi su ile buluşa kırsal kesim de üretime devam ediyor. Bir kaç yıl önce Kızılgeçit- Sömek yolu üzerinden doğa yürüyüşü yaparken görmüştük, Erdemli köylerine 10 boru , Silifke köylerine ise 2 boru gidiyordu. Bu sulu tarımın göstergesi idi.
1975 yılında Örenköy’de vekil öğretmen olarak çalıştığım dönemde derlediğim, YEDİ KARDEŞLER SÖYLENCESİ sizlerle paylaşmak istedim.
YEDİ GARDAŞLAR EFSANESİ
Sekiz yüzyıl önce Kızılgeçit’in yukarı çıkışında Şıh Zekeriya kısaca Türkmen bir ermiş yaşamış. Burada yaşayan gavurlar ondan çok korkuyorlarmış. Bir gün dere boyunca dolaşırken, onu sıkıştırmışlar ve kovalaya, kovalaya bir mağaraya katmışlar.
Çalı çırpı toplayıp mağaranın önüne koymuşlar ve ateşe vererek yakalım demişler.
Öyle demişler ama, Şıh Zekeriya adında o büyük zat, elindeki asasını yere vurmuş, oracıkta su fışkırmış, ateşi söndürmüş. Bireğne Kalesi gavurları onunla başa çıkamayacaklarını anlayınca gönlünü almak için ona tekke, mescit ve değirmen yapıp vermişler.
“Sen burada dur. Biz sana katılmıyoruz.” demişler. Bugün asasını vurunca fışkıran sudan civar köyleri, özellikle Erdemli köyleri yararlanmaktadırlar.
Karamanlı Mehmet Bey soyundan yedi gardaş , Karaman’dan çıkmışlar, Ermenek, Gülnar, Anamur, Silifke’ye kadar fethetmişler. Duymuşlar ki, Bireğne Kalesinde bulunan gavurlar, oranların halkına zulüm ettiler.
“Bu kaleyi kullananları mezalimin elinden kurtaralım.“ demişler.
Ayaş’ı öğrenmişlerdi. Dağ yolundan Bireğne Kalesi’nin başında Şıh Zekeriya’nın değirmeni ve Mescidine gelmişler. Şıh Zekeriya’ya,
“Şıh Dede, burada demir kapılı, öter çanlı kalede zalım mı, zalım bir gavur varmış. Yöredeki halka acı çekiyormuş, bu kaleye nasıl kurtaracağız, fethedeceğiz?” demişler.
“Yedi at torbalarında tahta çivi düzeceksiniz, Kayanın kıble yüzünden çaka , çaka merdiven yaparak, en önden büyük siz olmak üzere, kardeşleriniz sıra ile yukarıya çıkacaksınız. Ortaya varınca bir gümbürtü, zımbırtı duyacaksınız. Sakın aşağı bakmayın, bakarsanız düşersiniz. Orada Ezanı Muhammediye okuyun. Gavurlar korkularından şaşkınlığa kapılır. Kaleyi fethedersiniz.” demiş.
Yedi kardaş, yedi torba tahta çivi düzüp, en önde büyükleri olmak üzere çivileri çakarak yukarı çıkmaya başlıyorlar. En küçüğün kalbi bozukmuş;
“Kayaya hiç tahta çivi geçer mi?” kendi kendine diyormuş. Tam kayanın ortasında vardıklarında, bir zımbıltı olmuş. En küçük kardeşin bağırtısı ile düşüşü bir olmuş, aşağılara yuvarlanmış, parça parça olmuş.
Tepeye tırmandıklarında bakmışlar ki, küçük kardeşler yok. En büyükleri Ezanı Muhammediye’yi okumuş. Bir gürültü patlamış, karşılara yankılanmış. Bunu duyan gavurların nöbetçileri panikle birbirlerine kah çarparak kah yanlışlıkla vurarak aşağılara düşmüşler.
Bu sırada Bireğne Kalesi kralının kızı un eliyormuş. Kral kızına aşık olan çobanlar , kral kızına kavalıyla çalarak haber vermişler.
“Gayacılar kaya keser
Gorumundan yeller eser
Gara Köpek kanlar kusar
Vardı kral kızı Garaman Uşağı” demiş.
Kral kızı babasına:
“Baba bak çoban ne diyor? Bak!” demiş.
Kral ise kızına kızmış.
“Senin çobanda gönlün var. Ben çobanın dilinden anlamıyorum Anlıyorsan sen anlıyorsun.” demiş
Bu arada kralların askerleri ölmüş, kral esir alınmış, kale fethedilmiş.
Yöre halkın zalim kraldan kurtulmuş. Buradan kurtulan kırk kadın, kralın kızı ile birlikte çobanın mihmandarlığında katır sığacak bir mağara yolu ile izler süre boyunca Demirkapı’ya (MUT) çıkmışlar. Karaman’ın Kızıllı köyüne yerleşmişler.
Daha sonra da Yüğlük Dağları eteklerine Avşarlar (Boynu İnceliler ) gelince , onlarda Karaman Taşkale’ye iskan edilmiş .
NOT:
1. Bu efsaneyi 1975 yılında Silifke Örenköy’de yaşayan Yahya Emmi’den (75 yaşında) dinledik.
Yahya Emmi’nin ve diğer Kıbıl Hacı, Muhtar Sarı Memet’in de zaman zaman anlattıklarına göre Kızılgeçit köyünde ve Lemas Çayı üzerinde bir değirmen ve tekkenin olduğunu belirtmişlerdir. Halen daha kayanın üzerinde tahta çivilerin olduğu, civar köylerinin içme suyu olarak suyun da Şıh Zekeriya’nın asasını vurarak çıkarıldığını su olarak belirtiyorlar.
Bu efsane kış aylarında Lemas’da (Erdemli-Limonlu), yaz aylarında Örenköy, Uzuncaburç, Kavak, Çatak, Çukur köylerinde kalaycılık yapan Ermenekli Kalaycı
Mehmet Usta elinde bir cönkten bunun gibi birçok efsaneyi okurlarmış. Bu cönk Silifke’de bakkal Maralı Mustafa GÜR’ün halasındadır. Bu kadın ise 1963 yılındaki trafik kazasında vefat eden Kalaycı Mehmet Ustanın eşidir. (31.08.2005)
2. Derviş Korkut ile “Silifke Köylerimiz” kitap çalışması için köylerde araştırmalarımız sırasında: Kızılgeçit köyünde Alaaddin Kalle, (1932 doğumlu, bu köyün kurucularından Devriş beyin üç göbek uzantısı torunu) bizim derlediğimiz söylenceyi o da bize anlattı.
3. Şenol Çelik: 16. yy İçel Yörükleri Hakkında Bazı değerlendirmeler çalışması sah. 96- 101 Kızılgeçit köyü yağda cemaati içinde geçin. Bu yapıya göre; Kızılgeçit Tarihçesi:
“… Kızılgeçit te zamanı zaman içinde Rumlar ve Ermeniler birlikte yaşamışlar. Rivayet edilir ki; önce buraya Şıh Zekeriya, ermiş bir kişi gelmiş. Burada yaşayan halktan korkmuşlar. Onun kaldığı yerde ateşe vermişler. O da elindeki asayı yere vurmuş, sular fışkırmaya başladı. Yangın sönmüş. Şıh Zekeriya’ya ev, su dökmeyi başarmışlar. Sonra Karaman uşakları burada, Rum ve Ermenileri Karaman Kızıllara göndermişler. Yanındakilerin olduğu söyleniyor. Yörede o türbelere Araplar Türbesi de deniliyor.
Türk Folklor Araştırmaları Dergisi Temmuz 1978, sayı 348
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.