DOLAR
32,4013
EURO
34,5455
ALTIN
2.458,49
BIST
9.814,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Açık
24°C
Mersin
24°C
Açık
Salı Açık
26°C
Çarşamba Açık
25°C
Perşembe Az Bulutlu
22°C
Cuma Az Bulutlu
21°C

Zülfü Livaneli Toros Dağları’nda

29.12.2023
A+
A-

Başı dumanlı Toros Dağları’ndan, koyaklardan, yaylalardan, çam ormanlarının arasından geçiyoruz.

Aşağıda, gökyüzünün rengini yansıtarak Akdeniz’e doğru akan Aksu.

Karaman üstünden Ermenek’e gidiyoruz.

Bir Toros sevdalısı olan Fikret Ünlü ve değerli dostlar Ersin Arıoğlu, Bülent Tanla, Memduh Hacıoğlu, mühendis Necati Yağcı ile birlikteyiz.

İçinden geçtiğimiz çıldırmış doğa, bana durmadan türküler hatırlatıyor:

“Irak derler Karaman’ın ilini / Köprüsü yok geçemedim selini / Menevşe yaylanın perçem belini / Lale sümbül bürüsün de gidelim”

Her dönemeçte karşımıza bir dağ yamacı, bir orman, bir vadi, bir pınar çıkıyor.

Binlerce Anadolu türküsünün neden dolayı “şu karşıki dağda”, “şu karşı yayladan” diye başladığını daha iyi anlıyorum.

Sertavul’da bizi dostlar bekliyor.

Sağolsunlar, dünyada çok ender bulunan domalan mantarlı bir ziyafet sofrası hazırlamışlar. Söz güzel, sohbet güzel, hava güzel. Dost yürekli insanlarla her şey daha da güzel.

Sonra ver elini Ermenek. Toros Dağları’nın nazlı ecesi.

Orada da dostlarla buluşma, sohbet, türkü, şarkı.

Derken ertesi gün gezi amacına ulaşıyor:

Balkusan köyündeyiz. Bu dağ köyü, 729 yıl önce Karaman Oğlu Mehmet Bey’in “Divanda, dergahta, bergahta” Türkçe konuşulmasını emrettiği köy.

Önce Karaman beylerinin Orta Asya izleri taşıyan sade mezarlarını ziyaret ediyoruz. Sonra köy meydanında tören başlıyor.

Ne yazık ki Türkiye’deki her törene damgasını vuran gariplik burada da yaşanıyor:

Bir protokol tribünü, bir de halkın oturduğu bölüm.

Böylece yönetici-halk ayrımı daha baştan vurgulanmış oluyor.

Halka bakıyorum, köylülere bakıyorum, pırıl pırıllar. Yüzlerce kişi içinde bir tek türbanlı yok. Yaşlı kadınların başı köy usulü, gelişi güzel atılmış, aşağıya doğru kaymış baş örtüleriyle örtülü. Genç kızların saçları açık.

Ama protokol tribünündeki bürokrat hanımları arasında iki üç türbanlı var.

Bu manzara, Türkiye’deki türban dramını ortaya koymaya yetiyor da artıyor bile.

Sonra konuşmalar yapılıyor.

Bu bölgede bir milli kahraman gibi karşılanan Fikret Ünlü, çocukluğunu anlatan, yarpuzlarla, koyaklarla, yaylalarla ve özlemle dokunmuş şiirini okuyor. Karacaoğlan’ın torunu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Türkçe’nin böylesine hırpalandığı bir dönemde, Karamanoğlu geleneğini yaşatan bu törenden mutlu ve umutlu olarak ayrılıyoruz. Akşam üstü Cumhuriyet Gazetesi’ne üçüncü bombanın atıldığı haberi geliyor.

O aydınlık Toros güneşi gölgeleniyor gibi oluyor. İçimizdeki kuşku tohumları bir kez daha tedirgin ediyor bizi.

Acaba bu bombalar sonun başlangıcı mı, yoksa bir başlangıcın sonu mu diye düşünmeden edemiyoruz.

Zülfü LİVANELİ
14 Mayıs 2006 Vatan

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.