Mut İlçemiz

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 8

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 8
Serkan YALÇIN
Serkan YALÇIN( smmmser@hotmail.com )
04 Eylül 2020 - 17:40

GURBET

Gurbetin ne demek olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Büyük şehirlerin büyülü dünyasına ve imkânlarına alışmak küçük ve mütevazı bir ilçede büyümüş bir genç için çok etkileyici olabiliyordu. 

Peki gurbet ne zaman gurbet olmaya başlıyor? İnsan ne zaman memleketinden uzaklaşmaya başlıyor?

Benim gurbetteki ilk büyük sınavım alışveriş yapma üzerine olmuştu. Çocukluğumun dört erkek kardeş arasında geçtiğini ve benim üç numara olduğumu düşünürsek artı etrafımdaki kuzenler de hep erkek olduğundan kıyafetler genellikle el değiştirirdi. Herkes bir birinin küçülen kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyerdi. Çocukluğumda yaptığım alışveriş Meydan mahallesine kurulmuş olan elbise pazarından bayramdan bayrama aldığımız kıyafetlerdi. Eğer paramız artarsa Hükümet Caddesindeki Giyim Mağazasından yapmış olduğumuz alışverişti ki, bunu da zaten hep babamla yapardık.

Bir gömlek, bir pantolon ve bir okul ceketi ile adım attım Ankara’ya. Sıcak memleketten geldiğimden kışlık kıyafetim pek yoktu. Günlerdir Altındağ ve Hamamönün’de eski çatılı evlere bakarak mağazaların önlerinden geçmekteyim. Cebimde param var fakat ne alacağımı, nasıl alacağımı bilmiyorum. Alışveriş yapmayı da pek bilmiyorum. Mut’ta olduğumuzda bir kot, bir tişört alsan yeterli ama Ankara’da sabah erkenden otogarda indiğimde yediğim soğuk benim gözümü o kadar korkutmuştu ki, bir an önce; soğuklar başlamadan kıyafetlerimi tamam etmem gerekiyordu.

Yolda yürürken bir anda Sümerbank’ı gördüm. Mut’ta da Ptt’nin karşısında Sümerbank vardı. Öyle hatırlıyorum. İnsanlar hem kaliteli, hem de yerli ürünlere buradan ulaşabiliyordu. Hepimizin evinde Sümerbank zamanından kalma bir hatıra mutlaka vardır. Bizim evdeki tüm battaniyeler Sümerbank battaniyesiydi.

Mağazaların önünden geçerken kendimi Numune Hastanesinin önünde buldum. Opera binasının yanına gelmeden hemen köprünün altında küçük bir çarşı vardı. Opera Çarsısı.  Bizim Mut’taki meydan pazarına çok benziyordu. Tabelalara baka baka ilerlerken bir “Konyalı Konfeksiyon” adında küçük bir dükkan gördüm ve “Konya, Karaman, Mut, Mersin biz anlarız birbirimizin halinden” dedim. İçeriye girdiğimde konfeksiyoncu beni büyük bir hürmetle karşıladı. Ben Mut’tanım deyince daha da bir kaynaştık. “Abi ben Ankara’da ne giyeceğim bana yardımcı olur musun?” dedim. Sonbaharı ve kışı geçireceğim kazaklar gömlekler ki, o zamanlar oduncu gömlekleri çok moda. Bütün kıyafetleri hazırladık. Hatta kışlık içlikler eldivenlerim bile hazırdı. Hiç unutmuyorum, o zamanın parasıyla 175.000 TL tuttu. Şimdilerin 175 lirası. Adam bana baktı “Tamam mıyız dostum istediğin gibi oldu mu?” dedi. Ben tamam derken ayağımdaki ayakkabıların yazlık olduğunu gördü ve “Sen kışı bu ayakkabılarla geçiremezsin, ayakkabı almayacak mısın?” dedi. Ben son beş bin liram kaldığını şuan ayakkabı alamayacağımı söyleyince, “gel kardeşim” dedi ve beni hayatımda ilk defa gördüğüm ama keşfedilmeyi bekleyen bir yere götürdü.

İtfaiye Meydanı. Bir sürü kullanılmış ve sıfır eşyaların satıldığı içerisine girdiğin zaman saatlerce çıkamayacağın bir meydan. Burası tam benlikmiş derken bir asker botu satan yaşlı amcanın tezgâhının önünde durduk. Bir sürü sıfır asker botu var. Elime bir tanesini aldım ve “bunun 41 numarası var mı?” dedim. Yaşlı amca elimdeki botu aldı. “O sana yaramaz” dedi. “Şu botu al.” “Neden?” dedim. “Yeğenim onun markası Sümerbank, yıllarca giyersin” dedi. Ben o botu üniversite bitene kadar giydim. Hatta okullar bittikten sonra bile giydim. Bir türlü eskitemedim. Sümerbank kapandı ama botum eskimedi.

Uzun ve şehirlerarası yolculukları pek sevmiyorum. Ne yaşadıysam bu yolculuklarımda cama kendimi yaslıyor ve yazmaya başlıyorum. Çocukluğumun masal kentinden her geçen gün uzaklaşmaya başlıyor ve gurbet ile kaynaşmaya başlıyorum.

Daha yaşanacak çok şey var. Ankara’da sınıf arkadaşım “Hoca nerede?” diye sorduğunda “Tetda orda” dediğimde bana şaşkın şaşkın bakışı ile başlayan ve benim o tepki gösterdikçe “Ihı oğlum, görmedin mi?”, “Tetda oraya sınıfa girdi” dediğimde “ne diyorsun kardeşim sen?” demesi ve zamanla bütün Mut’ça terimleri unutarak Ankara şivesiyle konuşmaya başlamam…

Gurbet yaşanacak…

Anlatacak ve yazacak o kadar çok şey var ki…

Ne demiş Neşet Ertaş; Gurbet ele düştü bizim yolumuz, Seyir ettim bizim eller görünmez, Gam elinden çok perişan halimiz, Biçare gönlümü eyler bulunmaz. Ben göreli mecnun oldum Leyla’yı, Gönül yıkma, seviyorsan Mevla’yı, Yunus gibi gezdim yedi deryayı, Gözüm yaşı gibi çaplar bulunmaz. Uzadı sıladan bizim yolumuz, Eşe dosta malum olsun halimiz, Korkarım gurbette kalır ölümüz, Garibin derdine ağlar bulunmaz…

Devam edecek…

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com