DOLAR
44,8605
EURO
52,8877
ALTIN
7.005,83
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
27°C
Mersin
27°C
Az Bulutlu
Cuma Çok Bulutlu
26°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
19°C
Pazar Yağmurlu
20°C
Pazartesi Yağmurlu
20°C

Nihat MUSTUL

YAZARIN KALEMİNDEN

    KÜÇÜCÜK YAŞAM KESİTLERİ / 22

    Çıtlık purcu (çiçeği) yüzünden birbirlerine can sıktılar…
    Bütün “suç” çocukluğundaydı aslında adamın…
    İlkbahardı, dağa gitmiş, iki böreklik çıtlık purcu getirmişti. Çocukluğunda çok yemişti, tadı ve kokusu damağındaydı, yıllardır yememişti, karısına börek yaptıracaktı…
    Ama karısı “bilmediğim şeyi ben yemem” diyerek pek yanaşmamıştı.
    Sofranın ikinci başkahramanı salataydı. Hep o yapardı. Buzdolabı salata yapılacaklarla doluydu; marul, domates, salatalık, nane, limon, turp…
    O günkü salataya çaktırmadan bir tutam da purç doğradı.
    Kendisine göre eşsiz bir salata olmuştu. Ama karısı hiç hoşlanmamış, bir sürü de söz etmişti.
    Sonunda söz adama gelmişti:
    “Yahu arkadaş, sevmeyecek ne var bunda? Çok özel bir koku, boğazını gıdıklayan bir tat! Bak diğerlerinin hepsi ilaç ve gübre yükü. Bir tek bu doğal, ilaçsız ve gübresiz. İlaçlıya sarılıyorsun, doğalı beğenmiyorsun! Olacak iş mi bu!? Bak sana bir şey daha söyleyeyim, Nihat Musul diye birisi var, bir dergi çıkarıyor, çok da seviliyor. Adı ne biliyor musun? Senin bu sevmediğin Çıtlık!”
    +++
    Saksağanlar, karatavuklar, alağbaklar, serçeler…
    Bir anda hepsi kendisiyle arkadaş oluvermişti sanki,uçar adım çevresine üşüşüvermişlerdi. Oysa dün de gelmişti buraya, birkaç serçenin dışında hiçbirisi selamsız sabahsızdı.
    Olay şuydu: Bahçe suluyordu. Ağaç yalakları suyla doldukça otların arasındaki çekirgeler, çıyanlar, börtü böcek kendisini dışarıya atıyordu. Bu yüzden yalaklar kıpır kıpırdı. Bunu gören çevredeki bütün kuşlar da, bu bulunmaz bayram için buraya koşmuştu.
    Kuşların bayramına mı sevinseydi, o kadar böceğin yem olmasına mı!? Kimden yana olması gerekiyordu, kararsızdı, şaşkındı!?..
    +++
    Birkaç gün sonra kayısı toplayacaktı, en uçlara ben düşmeye başlamıştı. Emeğiydi, umuduydu…
    Ama dün ikindin o yönlere dolu yağmıştı…
    Sabahleyin bahçeye bir vardı ki, epeyce zarar var. Bir yıllık emek, hayaller…
    Bahçenin en yüksek yerine çıkıp, bahçeyi şöööyle bir seyretti.
    Ortalık tümüyle yıkanmış, ağaçlar, dallar, yapraklar, taşlar, çiçekler, otlar, her yer, her şey pırıl pırıldı, ışıl ışıldı, tertemizdi, capcanlıydı, copcoşkundu. Yaralı kayısılar bile. Gülümsüyordu bahçe, doğa, canlı cansız ne varsa.
    İliklerine öyle bir işledi ki bu pırıltı, bu coşku, bu güzellik, o kadar da umurunda değildi yaralı kayısılar. Doğaydı bu!..

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.