“Kayınım taa İngiltere’de. Geçen yıl geldiğinde benim yanıma da uğradı. Dolapta da Şifalı Bitkiler diye eskiden kalma bir kitap var. “O kitabı giderken ben götüreyim” dedi. “Tamam” dedim ben de. Bir de değnek var, onu da istedi, “kimseye verme” dedi. Değnek de benim herifin babasının babasından. Evde öyle durup durur. İkisini de götürmeden gitmiş bu. Geçenlerde öldüğünü duydum. Değneği torunuma vereceğim artık. Üç dedelik!..”
+++
“Babamızın bol azarını duyardık çocukluğumuzda. Yüzü hiç gülmezdi zaten. Nasıl olduysa bir gün bir ormancı dövdük köyde. Şikâyetçi olmuş ormancı. Dağpazarı Karakolundan jandarma geldi bizi götürmeye. “Dayak atmayacaklar” diyerek kandırdı babam bizi, gönderdi. Karakol da Mut’a gönderdi. Mut’ta hem dayak yedik, hem de hapishaneye girdik. Hiç gülmeyen, bizi durmadan azarlayan babamın orada boncuk boncuk ağladığını gördüm.”
+++
“Eskiden anam babam canavarı olurdu. Bunlar gündüzleri yatar geceleri avlanırdı. Şimdi onlar pek kalmadı. Devletin dağlara saldığı canavarlar var. Hem de çok, hem de her yerde. Bunlar güpegündüz bile sürüye dalarlar.”
+++
“Benim babam birazcık kafadan çatlaktı. Sigarası mı yok, bizi kovalar dururdu. Bir okka tütüne bir tarlayı verdiğini bilirim.”
+++
“Ulen arkadaş, kolumun ihi şuralarında bir kaşıntı, tatlı tatlı gicişir durur, arkasından da kahverengi bir leke oluşur. Ama gicişmesi de biter. Sonra sordum bunu ben, yaşlanmaktanmış meğer. Arkasına düşmedim artık.”
+++
“Anası babası işe giderdi, hep ben baktım torunuma. Onlardan çok severdi beni. A köpeğin dölü, büyüdü ya, ha bir uğrasa yanıma! Göresim geliyor, gönül istiyor işte. Ama ne yapayım o da haklı, bin bir işi var, acısını duymayayım yeter.”
+++
“Yirmi yıl öncesine kadar doktora çok giderdik, daha çok hasta olmamak için. Hem de tıp fakültelerine; Mersin’e, Adana’ya, Konya’ya. Önceden randevu alma filan yoktu o yıllarda. Büyük oranda da işimiz aynı günde biterdi. Bir de biraz fark öder, hocalara (Prof.-Doçent) muayene olurduk çok zaman.
Şimdi tıp fakültelerinin yolunu unuttuk. Sanırım o biriktirdiklerimizi harcıyoruz.
+++
“Gozak köyüne Çakallı köyünden gelin gelecek. Ben de tomgavıtçı gocasıyım. Yani düğün yemeği sorumlusuyum. Çakallı’da kız evinde yemek yapılacak. O zamanlar araç nerede, bir keçiyi yayan yapıldak Gozak’tan taa Çakalı’ya kadar götürdüm gittim. Kız evinin önünde kestim, yüzdüm, etini parçaladım…
İşte düğün yemeğinde bu et kullanıldı.”
Sevgiyle, sağlıkla, kültürle, saybanla…



