Mut İlçemiz

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 3

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 3
Serkan YALÇIN
Serkan YALÇIN( smmmser@hotmail.com )
27 Temmuz 2020 - 18:21

İLK ACI

Yürüyorum; Mut’un top sahasına doğru, bazen geceleri yürüyorum. Yolda yürürken iğde ağaçlarının kokusu geliyor buram buram, ilerdeki değirmenin sesi… Karanlıktı Mut. Fazla aydınlığı yoktu çocukluk memleketimin. Yürüyorum; Üçbeğ’e doğru yaklaştıkça göğsüme bir soğukluk vuruyor; oralar merkeze göre daha serin. Ben çocukluğumla ilgili o kadar çok detay hatırlıyorum ki; insan üç yaşında yaşadıklarını hatırlar mı? Ben hatırlıyorum işte. Belki de tüm sıkıntım burada başlıyor.

            Aslında gece yolculuklarını hiç sevmiyorum; camdan dışarıya baktığımda hiç bir şey gözükmüyor. Konya ovasında ilerlerken bir sonsuzluğun içerisinde buluyorum kendimi. Uyuyamıyorum. Yolculuklarda uyumayı bir türlü beceremiyorum. Şu yanına oturur oturmaz yedi ceddini soran amcalardan bir tanesi bile gece yolculuklarıma denk gelmiyor.

Gazi ilkokulu yoluna dut ve zeytin ağaçlarının arasından, taş evlerin yanından geçerek ulaşıyordum. Mut, Nisan ayı geldi mi mis gibi ot kokar. Herkesin birbirini bilip tanıdığı onyedibin nüfuslu ufacık bir ilçe. Okulun toprak bahçesi içinde misket oynamak; İstiklal Marşı’nın okunması, bir Cuma klasiğimiz olan sınıflar arası maç oynamak…

İnsana en garip gelen de ne biliyor musunuz?

Çocukluğunda saf ve temiz duygularla birlikte vakit geçirdiğin arkadaşlarının ilerde ne hallerde olacağını görmek. Hayat bizleri ne durumlara getiriyor. Benim çocukluk arkadaşlarımın içerisinden öğretmen olan oldu, müdür olan oldu, amir olan oldu, iş adamı olan oldu, asker olan oldu, ŞEHİT olan oldu, Belediye Başkanı olan oldu… Hepsinin yeri ayrı ama iki çocukluk arkadaşımı hiç unutamam. Bir tanesi Sedat Damburacı, diğeri 10 yaşında kaybettiğimiz Mehmet Uysal…

Mehmet Uysal; onu hep çocuk hali ile hatırlarım. Evlerinin önünde kayısı ağacının altında yıkadılar. Hacı Dabak camisinin önüne gelen ambulansın sesini hiç unutamıyorum. Çıkardılar tabutun içinden koydular teneşire. Tertemizdi ve dudakları mosmordu. Daha birkaç gün önce beraber top oynuyorduk. Mahallenin tüm çocukları ilk defa ölümün ne demek olduğunu o gün öğrenmiştik… Yanımda mahalledeki tüm arkadaşlarım vardı ve birlikte ağlıyorduk. Belkide hayatın bize verdiği ilk acı dersti bu; en yakın çocukluk arkadaşını kaybetmek…

Gün ağarmak üzere. Camın kenarından şaşkın şaşkın evlere bakıyorum. Çok güzel, çok heyecanlanıyorum. Daha önce hiç görmediğim bir manzara var karşımda. Evlerin çatıları kiremitli. İlk defa görüyorum ve çok ilginç geliyor bana. Bizde her yer toprak dam; akşamları cibindirikleri kurup yattığımız…

Yolda yürürken simitler dikkatimi çekiyor; kararmış simitler. Oysa benim masal şehrimde simitler beyaz. Simitçinin birisi bağırıyor, “Memur Pilici”. Sonra anladım ki, Ankara Simidi diye ayrıcalıklı bir simit var. Onunla okul hayatım boyunca iyi anlaşmam gerektiğini o an anlamadım. Ancak zamanla tanıştık ve birbirimizden hiç kopmadık.

Çarşı ekmeği hikayesi vardır Mut’un bilir misiniz?  Sordum araştırdım. Bin dokuz yüz ellili yıllarda Mut’un nüfusu üç bin civarındaymış. Evlerde kullanılan ekmeğin yüzde doksanı yine evlerde kara saçta yufka ekmek olarak yapılırmış. Ve Mut’ta dört adet fırın varmış, bunlardan Laz Hasan’ın Fırını son yıllara kadar çalışan fırınmış, ekmekçi Mehmet rahmetli oluncaya kadar bu fırını oğlu Ömer ile beraber çalıştırmışlar. Yine iç çarşıda Fırıncı Doğan’ın fırını faalmiş. Ayrıca dış çarşıda Fahri Çınar’ın fırını olsa da burada genellikle etli pide yapılırmış.

Evlere fırından ekmek almak lüks sayılırdı ve fırınlarda pişirilen bu ekmeklere çarşı ekmeği denilirdi. Çarşı ekmekleri genellikle çarşı esnafı ve dışarıdan gelen ve ekmek yapmasını bilmeyen memur aileler tarafından tüketilirdi. (Bu bilgileri öğrendiğim Necati Uğur Gürgen amca çok yakın zamanda vefat etti. Mekanı cennet olsun.) Şimdi tamamen tersi. Mut halkı evlerde eskisi kadar yufka ekmek yapmıyor. Sonraki yıllarda Mut’ta fırın çoğaldı tabi. Benim çocukluğumda da çarşı ekmeği çok lüks olmasa da bir ayrıcalıktı. Hafta sonu kahvaltı yapılacağı zaman babamdan hep çarşı ekmeği almasını isterdik…

Gecenin karanlığında ilerliyoruz. Şoförün selektör yaparken çıkardığı sesten başka bir ses yok. Uyuyamıyorum, sürekli düşünüyorum meğer ne kadar küçük şeylerle mutlu oluyormuşuz… Aklıma düştükçe yazıyorum…

Devam edecek…

© Mutilcemiz.Net 2020 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com